Bursa
Açık
32.3°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Doğanın Bursa'ya ihtarı mı?

22 Haziran 2020 Pazartesi, 20:46

Birkaç gün önce, Tahtakale civarında ölümcül bir sele kapılma sahnesine tanık olmuştuk. Önceki akşam saatlerinde de, Samanlı dağları üzerindeki iki üç köyümüz, süresi kısa, şiddeti korkunç bir yağmur ve ardından sele maruz kaldı. Ölü ve kayıplarla ve pek de alışık olmadığımız bir gece yaşandı... Devlet, en yüksek kademeden olaya el koydu, kurtarma, arama ve sağlıklaştırma yardımlarıyla hemşerilerimizin, bir anlamda da Bursa'nın yanında oldu.

Böylece, salgın vaka artışı ve sele kurban verdikleriyle Bursa uzun süre sonra ülke gündemine oturdu! Bir anlamda "yaşıyorum, buradayım!" dedi ama üzücü olaylar sonucunda...

Neyse, şimdilik bu suskunluğu bir kenara bırakıp, sel felaketi, acı kayıplarımız ve doğa ile Bursa'nın ilişkisine bir göz atalım.

Söz konusu bölgelerdeki şiddetli yağış ve beraberinde gelen dev boyuttaki sel dalgaları, Bursa için daha önce benzerine rastlanmamış türdenmiş. Konunun uzmanı ve yaşı eskileri hatırlamaya yetecek bir dostumun ifadesi böyle. Yine de konu "ekolojik dengenin bozulması" kavramına gelip takılıyor kanımca...

TV haberlerini izlerken, bir muhabir Narlıdere Köyü'nün eskilerinden bir sakinin ifadesine dayanarak, "taşan dere eski dereymiş... Üstü kapatılınca birkaç bina yapılmış buraya..." gibi bir cümle sarf etti.

Bunu duyunca konunun gerçekten uzmanı ve DSİ çatısı altında tam 25 yıl bölge müdürlüğü yapan Erdem Saker'e sorular yönelttim. Ekolojik dengenin bozulması, yağışların seyrini ve debisini değiştirebilir mi gibi bir sorumu yanıtlarken, DSİ kurumunda dere yatakları ve akarsuların debisi için ilginç bir hesaplama yaptıklarına dikkat çekti. Bu kurum dereler ve tüm akarsular için 50 yıllık, 100 yıllık hesaplamalar sonucu ıslah çalışması yapılırmış. DSİ kurumunda bunu yapabilecek makine parkı da mevcut olurmuş. Ayrıca, bu konu bir şehrin planlaması içinde kesinlikle yer almalıymış. Konu buraya gelip dayanınca, Saker'e her zaman olduğu gibi belediye başkanlığı döneminde (1994-99) 1/100000'lik çevre düzeni planında bunların yer alıp almadığını sordum. "Bunların hesabı doğal olarak yapıldı. Bazı akarsuların yanı başında ağaçlandırma yapılarak, suyun akış hızı olumsuz etkilendi ve azaldı. Bu durum taşkın riskini de beraberinde getirir çünkü... Hepsinden önemlisi, bu çalışmalar sırasında gelecek yıllara göre nüfusun ne kadar olması gerektiği öngörüldü. Örneğin 2 bin yılı için 1 milyon öngörmüştük, Bursa ve üç merkez ilçenin nüfusu da yaklaşık bu kadar olmuştu. 2030 yılı öngörümüz ise 2 milyon 200 bin kadardı. Şimdiden 3 milyona dayandı. Bu konu ekolojik denge için çok önemli" dedi.

Özetle; planlanan nüfusun tutturulabilmesi için, sanayi ve konut alanlarının seçimi sırasında azami dikkatli ve plana uygun hareket etmek, nüfus artışını hızlandırmayacak bir politika izlemek tüm koruma önlemlerinin başında geliyor bildiğim kadarıyla... Yine aynı yere gelip takılıyoruz. Kişilere ve ranta göre yapılan plan değişiklikleri, ne için yapıldığı tam olarak bilinemeyen ve sadece Hazine'ye para girişi olarak değerlendirilebilecek "imar afları", kentlerin ekolojik dengesinin bozulmasına yol açan ve kamu eliyle yapan uygulamalar oluyor... Farkındaysanız, salgını bırakıp, daha lokal ve bizi ilgilendiren sel felaketini irdeliyorum, ya da birlikte konuşuyoruz. Oysa, bunun kadar tehlikeli ve ölümcül, olası İstanbul ya da Bursa depremi de var. Bununla ilgili olarak önlemlerin gündeme gelerek, kent halkı ile birlikte tartışıldığını görebiliyor muyuz? Felaket olacak, bizi yakından sarsacak, sonra da birkaç gün, bilemediniz birkaç ay konuşup unutacağız. Umudum yok ama, Narlıdere ve diğer köylerimizin üzerinde hızla akıp geçen sel suları, bizleri de düşünmeye zorlar da, kent planlaması ve ekolojik denge üzerine yapılacak uygulamaları güvenle izleriz. Dileğim bu yönde... Bunları söylerken aklıma şu da takıldı. Bursa'nın 1/100000'lik Planı ya da bir başka deyimle "kent anayasası" en son hangi tarihte yapılmıştı? Aradan uzun zaman geçtiyse, yenisi ne zaman yapılacak? İşte size iki derin soru... Yanıtı isterseniz birlikte arayalım!

Muazzez İlmiye Çığ ve 107 yıllık bir gurur

Bir şapkacının kızıydı... Lise öğrenimini bitirinceye kadar, doğduğu şehirde okudu. Sonra da Cumhuriyet'in ilk aydın kızları arasında yer alarak Sümeroloji eğitimi aldı. Binlerce toprak tableti okudu, bu uygarlığı insanlığın emrine sundu. Üstelik henüz öğrenimi bitmeden keman çalmayı öğrendi ve babasının teşvikiyle müzik ve sanatla tanıştı. Olgunluk ve hatta emsalsiz yaşları aldığında sıkı bir muhalif oldu, kimseye boyun eğmedi. Üç gün önce 107 yaşına girdi. Keman onun en naif noktasıydı. Bunu bilen sanatçılar bir araya geldi ve tam 107 keman virtüözü, Türk Sanat Müziği'nin sevilen eserlerini icra ederek, Muazzez İlmiye Çığ Hanımefendi'ye video biçiminde sundu ve yeni yaşını kutladı. Babası İlmiye adını, rivayete göre ilim yapsın diye vermişti. İlk adı olan Osmanlıca Muazzez ise sevilen, saygı duyulan ve aziz anlamını taşıyor. İlim yapan, gereğince saygı duyulan Muazzez İlmiye Çığ'ın üniversiteye kadar eğitimini Bursa'da almış olması ve birkaç yıl önce, Sivilay Derneği olarak konuk etmemiz ve kendisiyle sohbet etme şansı bulmamız nedeniyle gururluyum ve bu gurur hepimizin diyorum.