Bursa
Açık
30.9°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Devlet!

02 Nisan 2020 Perşembe, 18:28

"Ahmet, okuluna karşılıksız bağış yaptı."

Öğretmen, ekranda fazla kelime kullanılan bir cümle yazmış, öğrencilerine gösteriyor. "Buradaki fazla ve gereksiz kelime hangisidir, sanırım biliyorsunuz. Duyar gibiyim, fazla ve gereksiz kelime 'karşılıksız' tabii. Çünkü bağış zaten karşılıksızdır."

TRT EBA TV'deyiz. Ortaokul öğrencileri sanırım ekranda kulak kesilmiş dinliyorlar. Öğretmen, yüzyıllardır bildiğimiz bağış örneğiyle, hem yazma dilini öğretiyor, hem de milletçe övündüğümüz hasletimizden söz ediyor.

Acaba günümüzde yaşadığımız en taze örnekte gördüklerimiz bunu doğruluyor mu? Oysa TV ekranlarında en fazla ilgi gören haberlerin başında "Cumhurbaşkanımızın önderliğinde milli dayanışmamızı sağlayan BİZ BİZE YETERİZ kampanyası, beklenenin üzerinde ilgi gördü." cümleleriyle veriliyor. Sonra da gelsin listeler, gitsin holdingler ve kamu bankaları...

Oysa, edindiğimiz tecrübe ile bu milyonluk bağışlar, ya dağıtılan kamu paylarından nasiplenenler, ya onların arasına girmeye çalışan aday kuruluşlar, daha da güçlü ihtimalli olanı da "aman bana dokunmasınlar" mantığıyla hareket eden sermayedarların şirketleri...Hali vakti yerinde sayılacak bürokrat emeklisi, orta sınıf esnaf, duyarlı ve geliri yerinde emekçiler, sendikalar, sivil toplum kuruluşları (gerçek anlamdakilerden söz ediyorum) tabii ki yok. Hani sağ elin verdiğini, sol el görmeyecekti. Vallahi milyonlar gördü!

Üstelik Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Din İşleri Yüksek Kuruluna dayandırdığı bir açıklaması da var (bilerek fetva demedim).

"Zekâtların ulusal düzeydeki dayanışma kampanyalarıyla hak sahiplerine ulaştırılması caiz."

İşin içine yine çok duyarlı olduğumuz, dokunduğumuzda elimizi yakacak bir ifade. Üstelik "fetva" sıfatıyla veriliyor. Günümüz devlet yönetiminde fetva diye bir argüman yoktur ve kabul edilemez.

Öncelikle, Anayasa'nın 2. maddesine göre;

"Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir."

Nokta... Bunun nedenini açıklayayım.

Osmanlı döneminde, padişahın buyruklarını inceleyerek fetvaya dönüştüren Şeyhülislamlık makamı var. Tanzimat döneminden itibaren şeyhülislâmlığın görev ve yetki alanı giderek daraltılmış, Cumhuriyet dönemine gelinmeden, bu kuruma bağlı olarak ilmiye sınıfının tekelinde bulunan yargı, eğitim öğretim ve vakıflarla ilgili hizmetlerin büyük bir bölümü Adliye, Maarif ve Evkaf nezâretlerine verilmiş. Fetva konusu da, Anayasa gereği Cumhuriyet ile birlikte tedavülden kalkmış.

Bilmem aydınlatabildim mi? Hızımızı kesmeden yakın tarihte, bu tür bir bela karşısında ülkemizdeki "birlikteliği" hatırlatmak istiyorum. 17 Ağustos 1999 depremi, sanırım yakın çağdaki en büyük felaketti ülkemiz için... Yönetimde DSP-MHP-ANAP'tan oluşan koalisyon ve Fazilet Partisi ile Doğruyol Partisi de muhalefet kanadındaydı. Meclis araştırması için bu beş partiden üye alınarak çalışmalara başlandı. Yurdun her yanından, ülke dışından kurtarma ekipleri, gıda ve eşya yardımı, tam bir uzlaşma içinde bölgeye ulaştırıldı. Dikkat ettiyseniz "di-li geçmiş zaman" kullanıyorum. Çünkü, Şükraniye Spor Kulübünde "yardım ekibi" kurduk. Vilayetten aldığımız izin belgeleri ile tam 17 kez deprem bölgesine yardım götürdük. Sivil toplumun gayretini, üniversite öğrencilerinin çalışma azmini ve muhalefetteki Fazilet Partisi'nin İstanbul'daki belediyelerinin yardımlarını özellikle Gölcük'te gözümüzle gördük. Sadece, bazı gençler iki konuya dikkat çekmişlerdi. Birincisi, depremden etkilenmeyen yerlerden gelip de yardımlara ortak olmak isteyenler, ikincisi de Fazilet Partili belediye elemanlarının yardım yanında biraz da propaganda yapmalarıydı. Doğruluk payını bilemem. Önemli olan muhalefet olarak orada olmaları kıymetliydi. DYP'li arkadaşlarımızın katkıları da inkar edilemez düzeydeydi.

Bunları neden anlattım acaba?

Ekrandan canlı biçimde anons edilen kampanyanın adı "Biz Bize Yeteriz Türkiyem." Çok anlamlı ve can alıcı. Dışarıdan yardım almamız pek mümkün değil, çünkü hemen her ülke virüsle savaşıyor. Eee, o zaman kim kastedildi acaba? İki gün sonra cevap geldi. İstanbul, Ankara, Adana belediyelerinin yardım kampanyaları için bildirilen banka hesap numaraları, yasal gerekçelerle bloke edildi. Cumhurbaşkanı "Devlet içinde devlet olmaz" dedi. Buna hakikaten sevindim. Çünkü "devlet" kelimesi unutuldu sanıyordum, Sayın Bahçeli'nin ismi dışında... Çünkü eskiden, elektriği, doğalgazı, suyu direkt olarak devlet dağıtırdı. Halk da devletten isterdi bu hizmetleri...

Buna da nokta...

Yahu, ne aymazlık benimki de... Partili Cumhurbaşkanı toplumun bir bölümü ve CHP'li belediyelere diyor ki "Daha biz ölmedik. Bizim gücümüz ülkemiz için yeter. İl başkanlarım aslanlar gibi çalışır gereğini yaparlar. Hem durun bakalım bizim arkadaşlar var. Yol yapan, köprü yapan ve hepimizin yuvasını yapan! Onlar hele bir dökülsün size de sıra gelir."

Bu kadar cehaletim olsun varsın! Biraz geç algılıyorum da...