Bursa
Açık
22.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Depremin molozları !

31 Ocak 2020 Cuma, 23:47

Önce ürperten bir sarsıntı, ardından çaresiz bir bekleyiş ve çığlıklar...Topu topu 30-40 saniyelik bir zaman dilimi...Geride de büyük bir moloz yığını...

Süre az ama yarattığı etki ve ardından gelen tepki atom bombası gibi.

Elazığ depremi ile ben de klavyemi kullandım, haberleri ve dolayısıyla Devlet'in çabalarını izledim, parlatılan kişileri gözledim, sonra da hiç üzerinde durulmayan, bu yıkımın nedenleri ve çözümlerini özledim!

Ama aradığımı bulamadım. Devreye yine, siyasilerin ne yaptıkları, ne söyledikleri, deprem ve sonrasında ne yiyip ne içtikleri, ya da nerede kayıp nerede düşmesini beklediğimize şaşırmadan sabırla baktım.

Hele bir de, 1999 Marmara Felaketi ile Manisa'ya ihtar veren, Elazığ ve Malatya'ya, ceza kesen sarsıntıların kıyaslanması vardı ya, geriye yaslanıp keyifle baktım! Baktığım deprem değil, bu konuyu kıyas terazisine koyup, tartmaya kalkan okumuş cahillerdi.

Sesim çıkamazdı, bağırsam kendi komşum bile duyamazdı bu kargaşa içinde...Şimdi olaylar biraz duruldu, sesler netleşti ve ben de izninizle (!) konuya bir taraftan girecek, hem 1999'da yaşadıklarımı aktarırken, yorumumu da yapacağım. Ama sizden küçük bir ricada bulunup, sevgili kardeşim Tolgay Ataokay'ın bir paylaşımını, sizinle paylaşmak istiyorum.

"Hayat gelip geçiyor, 8 yaşındaki kızımın çocukluğunu ıskalayamam"
Tam da düşündüğüm cevap...
Bravo İmamoğlu...
Hayattan hiçbir keyif almayan, sadece hırsla para kazanıp, görmemişçesine, zevksiz bir şekilde savuran güruh, bir babanın kızıyla geçireceği tatili sorgulayamaz!
Aile kavramı böyle bir şeydir, 8 yaşında çocuğa yan gözle bakanlar bunu anlayamaz!

Bizim Tolgay böyle diyor, beğenirsiniz beğenmezsiniz, isteyen klavye başına oturup yeni moda tembelliğini yapabilir, belki de Tolgay'a çemkirebilir.

Benim üzerinde durmak istediğim, kentlerin planlanması, yapıların inşa sırasında denetlenmesi, deprem veya bir başka felaket oldu ne yapılacağının önceden belirlenip uygulanmasıydı. "nerede yapı denetim kurumları?" diye haykırmak geldi içimden...

Konuyu İmamoğlu'nun kayak batonuna indirgemek, ihmalleri, iltimasları, rant uğruna insanların kaybedilmesini kadere bağlamayı unutturmak içindi sanki... Tam bunları düşünüyordum, bir TV kanalında (ismini vermeyeyim, saten münafıkların kanalı!) Sunucu, gazeteci Deniz Zeyrek'e bu konuyu sordu. Zeyrek de düşüncesine göre ilginç bir cevap verdi de çok önemli(!) bir olayı atlamamış olduk. Zeyrek dedi ki "geçtiğimiz günlerde İmamoğlu ile kaz yedik, haber oldu. Ama eski başbakan Binali bey de yedi ama o konu bile edilmedi. Zaten İmamoğlu'nun kayak haberi kendisine PR sağladı bu biline" Bu yorum beni düşünmeye sevk etti. Acaba burada önemli olan "kaz mıydı?", bu kelime ile ne denmek istenmişti, bir türlü anlamadım. Anladığım tek şey, toplum olarak konunun derinliği yerine, sığ ama keyifli bir tartışmayı çok sevdiğimiz...

Şimdi de bir TV haberinden söz edeyim isterseniz... Manisa Kırkağaç ve kırsalı. Bir depremzede kadın şikâyetini dile getiriyor...İstediği kontenyer değil, gıda çeşitliliği değil, battaniye değil, yeni bir evin hemen yapılması hiç değil...Eee ne o zaman diyeceksiniz biliyorum. İsteği çok masum aslında... Zorunlu ihtiyacını giderecek bir seyyar tuvalet. Bir cümle de çıktı ağzından, "sadece akşamları geliyor" dedi. Herhalde; seyyar tuvalete haiz devletin bir aracından söz ediyordu. Konuştuğu yerde bir karış balçık da cabası... Bir taraf bakarak, kurtarma ve sonrası için methiyeler düzerken, bir yanda da bunlar var, bilmem anlatabildim mi?

Tuvalet demişken sizi 1999 depremi sonrası yerle bir olan Gölcük ve Değirmendere yöresine götüreyim. Gönüllü olarak semt kulübümüzle yardım için kolları sıvadık, topladığımız paralarla en gerekli olan , iç çamaşırı, battaniye gibi, yiyecek gibi temel ihtiyaç maddelerini bölgeye götürüyoruz. Bu seferlerden tam 17 kez yaptık. Değirmendere yerleşkesinde diyeyim, ilk gittiğimde şunu gördüm. Kampın elektriğini Fahrettin Gülener'in fabrikasından gelen malzeme ile elemanları sağlamış. İnoksan seyyar mutfak kurmuş. Celal Beysel'in firması Floteks de yeterli sayıda plastik seyyar tuvalet monte etmiş. Diğer firmaların gönderdiği mal, hizmet ve yiyecekleri saymaya gerek yok. Kampın yönetimini de ODTÜ Psikoloji Bölümü öğrenci ve öğretim üyeleri üstlenmiş, hem yaraları sarıyor hem de psikolojik tedavi uyguluyorlardı.

Bir Bursalı olarak, bu arkadaşların çabası ile gurur duymuştum. İşte 1999'dan küçük bir örnek, işte bugünkü yaşadıklarımız.