Bursa
Açık
20.6°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Demokrasi adası ve gerçekler

28 Mayıs 2020 Perşembe, 19:22

Tüm toplumsal olaylar ve ülkelerin yönetimi çok gelişti gibi bir kanıya kapılmak ne denli doğru? Dünyadaki milyarlarca insanın gelirini bir avuç zenginin paylaştığı, gelişmiş ülkelerin ekonomilerini giderek büyüttüğü ve teknolojik yeniliklerin akıllara durgunluk verecek biçimde ortaya çıktığı günümüz ile geçmişin aslında pek de bir farkı yok.

Örnekleyeyim... Yüz yıllar önce dünyanın birçok köşesi örneğin veba salgınından kırılırken, bu felaket gelişmemişlik ile açıklanıyordu.

Bundan on-on beş yıl önce "Dünyayı bir virüs etkileyecek, Amerika'da 100 bin kişi ölecek" dense buna ihtimal verir miydiniz?

Demek ki, neredeyse tüm gelişmeler "tarih tekerrürden ibarettir" cümlesinin içine sıkışmış kalmış.

Buraya nereden geldim? Önceki gün 27 Mayıs 1960 İhtilali'nin 60. yılıydı. Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarının yargılanarak idama mahkûm edildiği Yassıada'da önce restorasyon, dün de açılış yapıldı. Buraya da "Demokrasi ve Özgürlük Adası" ismi verildi Cumhurbaşkanı tarafından...

Böyle bakınca son derece uygar ve demokrasinin tam anlamıyla uygulandığı bir ülkede yaşadığınızı hissediyorsunuz. İktidarların halk oyu yerine başka güçlerle el değiştirmesini lanetliyorsunuz. Bunu bir kenara koyalım. Günümüzde aklı başında olan hiç kimse darbeyi ve hele ülkeyi yönetenlerin idamını bırakın hoş görmeyi direkt lanetler. Bunu öne çıkarırken, darbelere gidiş süreçlerinde neler olduğuna da bakmak gerekir. Herkes kendi görüşü ile olayları yalan yanlış, geçmiş ve tarihle ilgisi olmayan topluluklara "doğru" diye sunamaz. Bunu örneklemek adına, yaklaşık 7 yıl önce belgeleri inceleyerek ve tanıklarla konuşarak hazırladığım "Türkiye'nin Seçimi" belgeselimden, 27 Mayıs'a giden süreci içeren bir pasaj sunmak istiyorum. Bunu yaparken de, Demokrat Partili bir ailenin 6 yaşında, "Yassıada Saatini" radyodan dinleyen ve her akşam Hakim Salim Başol'un taklidini yapan çocuğu olarak aktarıyorum.

27 Mayıs'a doğru

Türkiye siyasi çalkantılardan çok, ekonomik sıkıntılar ve devalüasyonla boğuşuyordu. Demokrat Parti, 1957 seçimi sonrası muhaliflerine baskısını artırmaya başlamıştı. CHP lideri İnönü'nün gittiği gezilerde DP yandaşları olaylar çıkarırken, Hükümet'e karşı tepkiler de artıyordu.

İktidar, özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir'deki üniversitelere politikayı sokarak propaganda yaptırıyordu.

Mehmet Emekli (4 ve 5. Dönem CHP Milletvekili)

"57 seçimleri sonunda Hukuk Fakültesi'ne girdim... İlk derste Prof. Nail Kubalı'dan nefret ettim, alenen politika yapıyordu..."

Demokrat Parti iktidarı, toplumdan yükselen eleştirileri sertlikle önlemeye çalışırken, buna tepki olarak üniversite öğrencilerinin önderliğinde büyük eylemler yapılıyor, olayların basında yayınlanması da yasaklanıyordu.

Nail Atlı (3-4 ve 5.Dönem CHP milletvekili)

"Gazeteciler Demokrat Parti'yi eleştiremez hale geldi. Devamlı gazeteciler hapislere giriyordu."

1957 seçiminde oy kaybına uğrayan Demokrat Parti, kendi seçmeninin kaymasını önlemek isterken, CHP seçmenine de davetiye çıkarıyordu. Bu uygulamaların başında Vatan Cephesi geliyordu. Vatan Cephesine'ne üye olanların ismi radyolarda ilan edilirken, CHP, bu uygulamanın toplumu bölecek bir davranış olduğunu ısrarla savunuyordu.

Tahkikat Komisyonu gerçeği

Neydi bu komisyonun görevi, ne tür kararlar aldı?

27 Ekim 1957 seçimlerinin üzerinden 2 yılı aşkın süre geçince CHP lideri İsmet İnönü'nün Anadolu gezisinde bazı olaylar çıktı. Demokrat Parti bir bildiri yayınlayarak, CHP'yi halkı ve askeri ayaklanmayı kışkırtmakla suçladı. Alınacak öncelikli tedbir; Meclis'te "Tahkikat Komisyonu" kurulmasıydı.. Ve 18 Nisan 1960'ta Tahkikat Komisyonu kuruldu. Tamamı DP milletvekilinden oluşan 15 üyeli komisyonun görevleri şunlardı:

  • Muhalefet ve basın aleyhinde ortaya atılan tüm iddiaları bu komisyon soruşturacaktı. Her türlü siyasi faaliyet hakkında önleyici karar almak; mitingleri, toplantıları yasaklamak bu komisyonunun göreviydi...
  • Meclis görüşmeleri ya da önergeler sadece Resmi Gazete'de yayınlanabilecekti.
  • Hükümet bütün iletişim araçlarından istediği gibi yararlanabilecekti.
  • Komisyon, TBMM'den ve mahkemelerden daha güçlüydü; savcı ve hâkimlerin bütün yetkisini elinde tutuyordu. Komisyon kurulduğu gün iki karar aldı:

Birinci karara göre, partilerin kongre, toplantı düzenlemeleri, siyasal etkinliklerde bulunmaları ve yeni örgütler kurması yasaklandı.

İkinci kararla, komisyonun yetki, görev, karar ve çalışmaları hakkında yayın yapılmasına ve konuyla ilgili TBMM'de görüşme yapılmasına yasak getirildi.

Tahkikat Komisyonu'nun kurulması Anayasa'ya da aykırı değildi.

Başbakan Menderes, yargı yetkisini DP milletvekillerinden oluşan bu komisyona vermişti. Tahkikat Komisyonu en kısa sürede parti faaliyetlerini yasakladı, gazeteleri kapattı. Habercileri cezaevine gönderdi ve beş kişinin yan yana gelerek dolaşmasına yasak getirdi. 19 Mayıs törenlerini bile yasakladı.

İşte öykü böyle... Partilerin adı değişiyor, yöneticiler değişiyor ama gerçek hep aynı. Ya da bana öyle geliyor.

Yorum size ait.