Bursa
Açık
21.4°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Cumhurbaşkanı'nı dinlerken...

05 Mayıs 2020 Salı, 19:13

İftar saati yaklaşırken TV ekranına adeta yapıştım. Cumhurbaşkanı Erdoğan seslenecekti ama, kime bilmiyordum. Çünkü bundan ziyade, söyleyecekleri beni ilgilendiriyordu. Virüs belası kontrol altına mı alınmıştı ya da bazı bilim insanlarının ve yöneticilerin söylemlerindeki bahar havası gerçek miydi?

Daha da önemlisi, bizim grup "havalandırmaya çıkacak mıydı?"

Erdoğan, sanırım Cumhurbaşkanı şapkasıyla konuşmasına başladı. Sağlık alanındaki başarıyı, günden güne olumlu seyreden gelişmeleri konu etti. Bu arada, ülkemizin gücünü gösterecek icraatlarla, çok sayıda ülkeye yapılan yardımlardan söz etti. Amerika Birleşik Devletleri'ne yapılan tıbbi yardımları gururla anlattı. Merak edilen soru "ABD Suriye'deki vekili PYD'ye maske ve tıbbi yardım yapıyor" iddiasına ne olumlu ne de olumsuz bir paragraf açmadı. Belki de ispata muhtaç bir alan olarak değerlendirmişti.

Sıra, sınav dönemine geldiğinde, tahminim odur ki tüm evlerde nefesler tutulmuştu. Liseye girişte sınav tarihi aynı kalırken, üniversite için öne alınmış bir tarihi açıklayıverdi. Yakın çevremden bile dakikasında olumsuz yanıt aldım. Özellikle öğrencilerin şaşırdıkları ve hatta öfkelendiklerine dair duyumlar geldi bu kısa sürede... Sayıları milyona varan bir genç topluluğun geleceği bu sınavda belirlenecekti çünkü... Tepkileri de normal sayılabilirdi. Bu dönemleri çok gerilerde bırakmış biri olarak, sıranın biz 65 grubuna gelmesini beklerken, Cumhurbaşkanı'nın ağzından o beklenen müjde geliverdi. Önümüzdeki pazar günü 4 saatliğine hava alma izni çıkmıştı yaş almış gruba... Bu arada, çocuklar da unutulmamış, onlara da izin günü belirlenmişti.

Tüm bu konuşmalar, evin müşfik babası tarafından aile efradına, güzel bir ses tonu ile tane tane anlatılmış müjdeler gibiydi. Sanki baba anlatıyor, büyük baba, amca, ana ve çocuklar merakla dinliyordu.

Tam olmasa da, şöyle bir hafif esintili, serince bir bahar günü yaşanıyordu.

Kısa bir sessizlik sonrası aniden sağanak başladı, insanı iliklerine kadar ıslatırcasına...

Müşfik baba gitmiş, yerine annenin çaresizlikten evlendiği bir üvey baba gelmişti sanki...

Söyledikleri yenilir yutulur gibi değildi.

Neyse teşbihi bırakıp, bu kez AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a kulak verelim. Muhalefetin tüm icraatları yersiz ve ülkeye zarar veren biçimde gördüğünden başlayarak, ana muhalefet partisinin geçmişten günümüze hep aynı tavır içinde olarak, yapılan her olumlu, her büyük projeyi kötülemesinin alışkanlık haline geldiğinden söz etti. Bu arada, sandığın demokrasinin en temel unsuru olduğuna işaret ederek, ana muhalefeti, yine darbeden medet uman vesayetçi olarak suçladı. Yetmedi, iki büyük salgın hastanesi için yapılan yorumlara çok sert yanıt verdi. Bir anda ortalık toz duman oldu.

Bakmayı unuttum, konuştuğu sırada arkasındaki duvarda AKP bayrağı var mıydı, yok muydu sonradan aklıma geldi... Aslında önemi de yoktu. Futboldan geldiği için benzetmeyi öyle yapayım; sanki maçın ilk devresinde seyircinin temaşa zevkini okşayan pozitif futbol oynatan bir teknik adam gitmiş, yerine rakibi sertlikle yıldırmak isteyen, gerilimle galip gelmeyi hedefleyen bir hoca gelmişti. Bu tür bir anlayış tribündeki seyirciyi de kaçırmak pahasına yapılabilirdi ancak.

Yine ayarı kaçırdım sanırım, maçı bırakıp gerçeğe döneyim.

Erdoğan'ın bu bölümdeki hitabı için, AKP Genel Başkanı'nın seçim mitinginde gibiydi diyeceğim. Doğal olarak bir bölüm TV izleyicisi, ya kapatma düğmesine bastı ya da öfkeden istenmeyen kelimeleri mırıldanarak izlemeye devam etti!

Aslında çok örnek bir "ulusa seslenişti" dünkü!

Partili cumhurbaşkanı "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi"ni bir akademisyen gibi, anlaşılır biçimde, nutuk hitabıyla ve gür bir ses tonuyla bize anlatmadı adeta haykırdı. "İşte bu sistem budur, böyle işler" dedi.

Vücut dilinden bir şeyler çıkarmaya çalışsam da net bir fikir edinemedim. Salgından gelen olumlu gelişmeler, böylesine sıkıntılı, ekonomik krizli bir dönemde bile olsa puanını yükseltmiş olabilir miydi?

Yoksa, git gide irtifa kaybeden bir uçağın pilotu gibi son hamlelerini mi yapıyordu? Gerçekten anlayamadım. Sadece bu tarzdan anladığım, eskisi gibi kendi seçmenini konsolide etmenin yolu artık bu olmayacaktı.

Covid-19 gibi, bu tür bir politik salgın da etkisini mi yitiriyordu acaba!

HIDRELLEZ VE ÜÇ FİDAN

Hızır ve İlyas... İslamiyet öncesi peygamber olarak bilinen iki bereket kaynağı. Buluştuklarında kainata bolluk ve huzur geldiğine inanılır. Menşei ise henüz kesinleşmemiştir. Sonuçta, toplumun kırlara, bahçelere çıktığı, umutla dolduğu bir günü temsil ederler. İşte öyle bir günü, bu kez yok ettiğimiz kırlara bile gidemeden geçiriyoruz. Bu da günahımızın vebali olsun.

Ya, kısaca "Üç Fidan" diye anılan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam günü için ne dersiniz? Benim sadece bir kaç cümlem var.

Bu gün dünyanın çok önemli bir bölümünün, buna ülkem de dahil, sömürücü devlet olarak niteledikleri ABD, buna rağmen kızgınlıklara karşın yine el üstünde! Ama, bu egemen devlet için "emperyalist" demek de, Türkiye'nin başına çorap ören darbeler için "orijini Amerika'dır" demek de serbest ve makbul bir ifade.

Ama, 70'li yılların başında "Yankee Go Home" diyen ve 6. Filo askerlerini sadece denize atan bu "ÜÇ Fidan" idam edildi.

Ne büyük değişim değil mi!