Bursa
Açık
30.5°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Çukur kahvenin sakinleri

19 Aralık 2019 Perşembe, 23:38

İlk gençlik dönemimin önemli duraklarından olan mahallemizdeki çukur kahve, ilginçliklerle dolu olaylara, karikatür figürü gibi sakinlerle dolu bir mekandı. İkisi şimdi hayatta olmayan üç muzip adam vardı 70'li yıllarda... En yakın arkadaşlarına, tabir yerindeyse "merkep şakası" yaparlardı da biz de bundan büyük keyif alırdık.

Fırsat buldukça bu ilginç mekana yine uğrar, espri ve gerçeklere dair gıdamı alırım bolca... Geçtiğimiz günlerde yine şöyle bir uğradım.

Gençliğimdeki büyüklerim yok, ama yeni başrol oyuncuları onların yerini hemen almış. Hem de bu kez Anadolu'nun çeşitliliği de yansımış bizim çukur kahvenin havasına...

Özellikle kağıt oyunları sırasında, az da olsa gözler yüksekteki TV ekranına dönüp, bir de haber bültenine denk geldiyse, mutlaka kulak kabartmanız gerekir. Kimin nereden vuracağı, hangi olaydan nasıl bir sonuç çıkaracağı belli olmuyor çünkü...

İsimlerini ve işlerini öğrenmeye çalıştığım bu yeni sakinler, genelde esnaf sınıfından ve birkaç da emekli var.

Kahveci Oğuz ve çalışanı Şükret, Balkan göçmeni ve sinirli tipler. Şükret, sıkça kanal değiştiriyor ve oturanların tepkisini çekiyor.

Hangi haber kanalı olduğunu anımsayamadım, genç spiker şöyle okuyordu haberi:

"Tarihimizde ilk kez Rusya'dan şeker ithal ettik..."

Yan masada oturan Rizeli Haşmet, uzunca bir "Vaaayyy" çekti ve devam etti: "Ula bu da nereden çıktı. Ben Rus mus anlamam... Bana sayı şeçersiz verecesun, parayı da 10 kuruş az alacasun" dedi. Şükret durur mu, "Hadi ordan... Hadi ordan. Siz çayı toplayıp kaçtan veriyonuz. Siz de zam yapmasanız ya" dedi ve kıyamet koptu.

Bu kez servis şoförü Çayelili Mustafa, "Yapmayın, burada oturup laf yetiştirmeyin. Çay nasıl toplanıyyy haberin var mi" diye konuya girdi. Haşmet'e destek mi, köstek mi oldu Mustafa, anlamadım. "Boş boş konuşma, Karadeniz'de adam mi kaldi... Herkes buralarda, çayi kimler topliy? Mevsimlikler gelmese halimiz ne olacak?" demez mi!..

Oyun güme giderken, ekrana kilitlenmiş Muşlu Cesim, "Susun, dedi... Meclis'te Başkanlık Sarayı'nın bütçesini konuşuyolar...Sadece 10 milyon lira bir yıllık yiyecek ve tuhafiyeye harcanıyomuş" demez mi!.. Marangoz Tufan, önce küfürü savurdu, sonra da "10 milyon, eski para ile 10 trilyon yapmaz mı? Bu kadar yiyeceği kimler yiyiyo, siz ona bakın. Tuhafiye de ne oluyo, bilen söylesin" dedi ve konu değişti. Kahve halkı bir anda bizim marangoza saldırır gibi baktı... Biraz önce öğle namazından dönen Musa Dayı, "Oğlum iyi bak... Devlet işini bilir, halkın malını kimse yiyemez. Münafıklık yapma" dedi ve ortalık sustu. Buna karşın Marangoz Tufan konuşmakta kararlıydı... "Musa Dayı, sen sadece bir kanaldan haber seyrediyon. Bir de öbürlerine baksana... Koskoca Ziraat Bankası, büyük bir simitçiyi kurtarmak için büyük paralar vermiş ama çiftçiye mazot yardımı bile yapmamış. Ben de o kanalın yalancısıyım. Bunları duydunuz mu hiç?"

Ortam giderek geriliyordu... Kahveci Tufan, kaş göz işareti ile marangozu dışarıya davet etti...

"Git oğlum, işin mi yok. Bunlarla baş edemezsin. Bırak konuşsunlar, çay içsinler fazla düşünmesinler, biz de para kazanalım. Bize ne haktan hukuktan, çiftçiden... Onlar da gelmeselerdi buralara" diyerek teselli mi verdi, arkadaşını kurtardı mı bu mücadeleden bilemiyorum, ama başarılı olduğu bir gerçekti. Marangoz Tufan, söylene söylene az ilerideki kuşçu kahvesine doğru yollandı.

İşte bizim gençliğimizin geçtiği çukur kahve böyle. Koyu sohbet yerine, kağıt oyunları arasına az miktarda gündem ve politik çekişmeler serpiştirilmiş bir karışım sunar bizlere...

Olsun, insanların düşüncelerini açıkça ifade etmesinin ne zararı var! Yeter ki iş kavgaya dökülmesin.

Kahve sakinlerinin hepsi o gün gördüklerim değildi tabii... Arada bir uğradığımda hiçbir yerde duyamayacağınız yorumları size yine aktarmaya çalışacağım. Çayınızı da yanınıza alın ve birkaç dakikanızı bana ayırın derim.