Bursa
Açık
21.4°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Çukur Kahve'de gündem mazot!

13 Mart 2020 Cuma, 23:07

Bugün 14 Mart 2020 Cumartesi... Ne var bunda diyebilirsiniz. Ama gerçekten önemli bir günün içindeyiz. Üstelik içinde bulunduğumuz durumda, bu günün feraseti daha da öne çıkıyor. Lafı uzatmadan meramını anlat diyorsunuz, duyuyorum. Bugün 14 Mart Tıp Bayramı... Bayram dendiyse de ağız alışkanlığından... Özellikle son yıllarda giderek daralan, kamudan sağlık hizmeti alma olanağı, hem hastayı, hem yakınını, hem de sağlık personelini içinden çıkılmaz bir girdaba sokuyor. Geçmişte de sorunlar var olduğu için 1976 yılından beri hafta boyunca etkinlik yapılarak anılan bu önemli günde, genellikle sağlık çalışanlarının sorunları, bunların nedenleri ve az da olsa çözüm önerileri ele alınıyor... Sonuç veriyor mu?

İşte onu yanıtlayacak kadar bilgi sahibi değilim!

Bildiğim, vazgeçilmez olduğunu savunduğum bir gerçek var, o da içinde bulunduğumuz şu zaman diliminde hekimler başta olmak üzere sağlık personeline daha fazla ihtiyaç duyduğumuz... Onlara karşı daha anlayışlı olma gereğimiz... Konu kamu-özel ayrımına geldiğinde, konunun her iki tarafı için de haklılar diyeceğim geliyor! Neyse, bu konuyu şöyle bir geçelim, bu günün nasıl doğduğunu anımsayalım ve biraz da atalarımızın yüzyıllar önce gösterdikleri öngörülü girişimlerle gurur duyalım.

Tıp Bayramı, 14 Mart 1827'de, II. Mahmut döneminde, Hekimbaşı Mustafa Behçet'in önerisiyle ilk cerrahhanenin, Şehzadebaşı'daki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kurulması, Türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul ediliyor. Okulun kuruluş günü olan 14 Mart da bu nedenle Tıp Bayramı olarak kutlanmakta.

Bu günü anlatırken, bir an düşünüyor ve artık corono virüs sarmalından çıkmak istiyorum. Çünkü yeterince dolduk, alınan önlemlere ne denli güvensek de tedirginiz. Oysa yaşam devam ediyor ve bunu durdurmak mümkün olmuyor. Panikleme de hiçbir işe yaramıyor. Bu düşünce ve duygular içindeyken yolum, büyüdüğüm mahalledeki Çukur Kahve'ye düşüyor. Bakalım orada gündem nedir, neler tartışılıyor diye kapıdan hızlı bir giriş yapıyorum.

İlk gözüme çarpan, bir köşede gazete okuyucuları, bir masada oyuncular ve TV izleyen, ama bu kez haber bültenini tercih eden bir iki kişi oluyor. Tokalaşmadan, Cumhurbaşkanı gibi elimizi göğsümüze götürerek, selam alıp veriyoruz. Gazeteci merakıyla, elinde eldiven olan var mı diye bakıyor, ama göremiyorum. Virüs konuşuluyor mu merakı ile sessizce bir köşeye ilişiyorum. Dinlediğim belli olmasın diye Sabah gazetesinin sayfalarını okur gibi yapıyorum. Karadenizli minibüs şoförü Rüstem, yan masaya dönüyor, oyunu seyrederken kafasındaki konuyu ortaya atıyor.

"Benzin ve mazoti indirdilar. Acaba daha fazlasını yapmasınlar sonra?"

Elindeki kağıdı attıktan sonra, Rüstem'in emmi oğlu Kazım, "yok yahu bu defa olmayacamiş. Petrolun varili düşmiiş..."

Rüstem, hemen cevabı yapıştırıyor:

"Oyle diyosun iyi güzel da, bu defa mazot benzinden pahali olmiş. Bu nasil işdur..."

Bu defa kimseden ses çıkmıyor. Anlaşılan bu sorunun cevabını bilen de yok. Hemen ardından kahveci Şükret çayları tazeleyiveriyor... Beni hayrete düşüren, kimsenin virüs falan dediği, korktuğu falan da yok.

Oyunlara katılmayan, arada bir kahveye uğrayan, hocanın damadı Vahit konuyu biraz değiştiriyor:

"Haberiniz var mı, Yunanistan'a kaçan göçmenlere var ya, işte onlara Avrupa Birliği 2'şer bin yuro verelim geri dönün demiş." Dikkatler Vahit'in üzerinde toplanıyor bir anda... "Hadi ordan, olur mu öyle şey, tekrar geri gelirlerse bizim halimiz ne olacak?" diyenlerin sesi gür çıkıyor. Ama marangoz Tufan yine hınzırlık peşinde olmalı ki;

"Kaçan göçmenlerin arasına bizim Türkler de karışıp, Avrupa'dan yuroları ister misin kapsınlar..."

Gülüşmelerle birlikte ortam yumuşuyor. Sesler kesilip herkes önüne döndüğünde, tanıdığım ama ismini bilemediğim bir dolmuş şoförü daha içeri giriyor. Ama belli ki sıkıntılı.

"İstanbul'da minübüsleri her gece temizlemelerini istemişler. Bizden isterlerse nasıl yapcaz bunu ?"

Bu sözler kahveyi yine hareketlendiriyor. Herkesin aklına bir anda virüs düşüyor ve düşünce başlıyor. Ben de çayımı bitirip, kaçar gibi kahveden çıkıyorum.