Bursa
Açık
20.5°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Buzdolabı mı, dolar mı?

11 Ağustos 2020 Salı, 18:22

Ne alaka değil mi? Bir tarafta geçen yıla göre artan buzdolabı satışları, diğer yanda yükselen değer (!) doların hesabı...

Kabahat bende değil, gündemi özetleyen siyasilerde... Cumhurbaşkanı Cuma namazı çıkışı dertliydi, yapılanları görmeyenlere kırgındı. Dayanamadı ve sonunda, buzdolabı satışlarının artışı ile günümüz ekonomisini özetleyiverdi. Doğal olarak muhalefet sözcüleri buna bir sarıldı ki görmeyin! Neymiş efendim, 2002'deki nüfus ne kadarmış, geçen yıl ile bugünün dolap satışlarının kıyası ne ölçüde mantıklıymış falan...

Ben öyle yapmayacağım, konuya daha yumuşak girerek, başka bir pencereden bakacağım... Dikkat ettim, Sayın Cumhurbaşkanı'nın (kusura bakmayın ben resmi unvanı kullanıyorum) buzdolabı ile farklı bir bağı var. Geçmiş yıllarda, hem de yerde kar varken, galiba Tunceli miydi, bir başka Doğu Anadolu şehrinin kırsalında buzdolabı dağıttırmıştı. O zaman bu kadar ekonomik sıkıntı ve işsizlik de yoktu bildiğim kadarıyla... Siyasiler genelde, sıkıntılı konuları buzdolabına koyar ve beklemeye alır gibi bir yöntem vardır ya, acaba oradan mı geliyordu bu tutku... Belki de çocuk yaşlarından kalan bilinç altı bir şey de olabilir benimki gibi... İlkokula başlamış mıydım, bilemiyorum. Setbaşı Köprüsüne cephesi olan güzel bir evde ailemin ahbapları vardı. İşte onların evine gittiğimizde beyaz ve büyükçe bir dolap görürdüm, buzdolabıymış sonradan öğrendim. Bundan birkaç yıl sonra 8-9 yaşındaydım Ankara'ya gitmiştik. Akrabamızın evinde de aynı dolap vardı. İsviçre'den getirmişlerdi ve kapısında da Bosch yazıyordu. Aslında "boş" diye okunurmuş. Bir diğer yakınımız bunu fırsat bilerek, "içine bakalım, gerçekten boş mu dolu mu?" deyiverdi. İşte bunu hiç unutamadım. Buzdolabının henüz ülkemizde imal edilmediğini, çok yararlı bir gereç olduğunu ve dışı kadar içinin de önemli olduğunu o dönemde düşünmüştüm.

Şimdi de ekonomik gösterge tartışmalarının neden "buzdolabı" ve "dolar" kelimeleri ile yapıldığını bu yaşımda iyice öğrendim! İktidar "buzdolabı satışları arttı" diyor, muhalefet de "önemli olan buzdolabının içinin dolu oluşu" yanıtını veriyor ve sürüp gidiyor tartışma...

Eski bir dolap öyküsünden dolara nasıl geliverdim görün işte!

Aslında tüm yaygara "seçim olsun mu, olmasın mı" üzerine yapılıyor. Bir taraf, rakip sıkıntılı durumdayken, dostları ile sorunsuz gibi giderken hafif ayağı takılıyor ama "ince" bir manevra ile keyfini bozmadan "bugün seçim olsa..." diye cümlesine başlıyor. Diğer taraf da tüm olumsuz gelişmelere rağmen "ufukta seçim meçim yok, şahlanışımızı göremeyenler var" diyor.

Ben de bombayı patlatıp "havada 1973 ve 2002 seçimleri öncesinin kokusu var" diyorum... Bekleyin içini doldurayım.

Yüzde 33.3 oy oranı ile 1973 seçiminden birinci parti olarak çıkan CHP, yeni bir kadro oluşturmuş, 12 Mart Muhtırası'na açıkça direnmiş, insan avı sonucu incitilen gençlere, yeni bir lider Ecevit ile umut aşılamıştı. Bülent Ecevit, meydanlara yeni bir söylem getirmişti. "Sosyal adalet ve olanak " diyordu, "toprak reformu" diyordu, "toprak işleyenin, su kullananın" diyordu" ve de üretici kesime "köy kent" vaadi veriyordu. Halk da ona "Karaoğlan" yakıştırması ile "haydi görev" diyordu. Bunlar yeterli miydi? Değildi tabii... Üst üste iki seçimi çok farklı kazanarak Süleyman Demirel ile tek başına iktidar olan AP'den ayrılan bir grubun önderliğinde Demokratik Parti, daha muhafazakar olanlar da Erbakan liderliğinde Milli Selamet Partisi'ni kurmuştu. CHP'den de Turhan Feyzioğlu'nun kurduğu Güven Partisi çıkmıştı. Özetle, pastadan pay alanlar fazlaydı. Sonuç; CHP yüzde 33.3 ile birinci parti olarak, yüzde 11 oy oranı tutturan MSP ile koalisyon kurmuştu. Yani partiler bölünmüş, Ordu mensuplarının ihtilalci yanı CHP-DP işbirliği ile köreltilmiş, sürpriz isim Fahri Korutürk'ün Cumhurbaşkanı olması ile de seçime gidilmişti. Partilerdeki bölünmüşlük ve de demokrasi için işbirliği, bu sonucu getirmişti.

Gelelim 2002 öncesine... Ne gariptir ki, bir dönemin son koalisyonunun başında yine Ecevit vardı. Önce 1999 depremi, ardından ekonomik kriz ve Devlet Bahçeli'nin o muhteşem çıkışı ile (!) 2002 erken seçimine gidiş... Özet böyle de, siyasi tablo nasıl? Yeni kurulmuş bir AKP ile yine yeni bir Genç Parti sahne alırken, yeniden açılan CHP ile koalisyon gazileri, DSP, DYP, ANAP, MHP de yarışmaya çalışıyordu. Sonuç; yeni kurulan AKP'nin oyu yüzde 34.4 ve Parlamento'ya girebilen diğer parti CHP'nin oy oranı da 19.4 kadar. Buna göre; AKP tek başına iktidar, CHP de muhalefet... İkisinin toplam oy oranı yüzde 46 ve TBMM'de temsil edilemeyen partilerin oranı da yüzde 46...

Tam bir demokrasi şöleni! Sebep; 12 Eylül Anayasası'nın getirdiği ve günümüzde de vazgeçilmeyen ürün yüzde 10 seçim barajı!.. Yanı sıra partilerin bölünmeleri... Bilmem anlatabildim mi?

Buzdolabınızın tam dolacağı günler dileğimle...