Bursa
Açık
32.6°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Bursa hazır mı?

24 Şubat 2020 Pazartesi, 22:52

Ekranda sürekli deprem haberi... Bağlantılar Van Başkale köyleri ve yıkık dam evlere yönelik. Bir yanda da sürekli sallanan Akhisar ve civarı. Özetle; deprem ile kol kola bir kış geçiriyoruz. Doğuda üstelik kar da var. Biz sıcak odalarımızda deprem yardımlarını izlerken, Elazığ ve dünden itibaren Başkale'nin köyleri çadırlarda yaşam savaşı veriyor. Aynen şehit cenazelerinde olduğu gibi birkaç dakikalık bir haber bizi üzüyor ve ardından yaşantımıza kaldığı yerden geri dönüyoruz.

Şimdi biraz geriye gidelim ve 1999 felaketini anımsayalım. Deprem Bursa'yı teğet geçmişti ama sarsıntısı büyük olmuştu. Günlerce sadece bunu konuştuk. Şimdi, bizden daha uzaktaki depremlerin yorumlarını izliyoruz. Profesörler kendi alanlarına dair bazen çok doyurucu bilgiler aktarıyor. Bunları izlerken, aklıma hınzırca sorular da takılıyor. Örneğin, bize depremin nedenlerini, oluşumunu ve sonrasında bizlerin ve yerel yönetimlerin yapması gerekenleri en ince ayrıntısına kadar anlatıyorlar, tamam... Merakım da burada başlıyor. Hocalarımız bu denli bilgi sahibiyken, "depremden değil, evinizin zemini ve mühendisliğinde korkun" derken, acaba kendileri nasıl bir konutta oturuyor? Evlerinde depreme yönelik ne tür önlemler alıyor? Oturdukları yörede, afet toplanma alanı var mı ve gidip gördüler mi?

Onları eleştirmek ve "söylüyorsunuz ama bunları yapmak kolay mı?" demek için bunun altını çizmedim. Sadece kendimi test ettim. 1999 depremi sonrası en azından pilli bir duvar lambası alıp takmıştım. O dönemde oturduğum evin hemen 50 metre yakınında küçük bir park vardı. Toplanma alanı sorunu da kağıt üzerinde çözülmüştü. Evlerimizin bahçesi de az da olsa korunma alanıydı. Şimdi apartman dairesinde ve dördüncü katta oturuyoruz. Yani kaderimiz ile baş başayız! Hiçbir yetkili ya da komşu ile bu konuları gündeme bile almadık.

Sonuç; bunlar bizi ilgilendiren ve felaketten hemen sonrası için gerekli önlemler... Ya toplum olarak ne bedel ödeyeceğimiz konusunda en azından kafa yorduk mu? Hiç sanmıyorum ve bir örnek veriyorum. 2011 yılında kapatılan Devlet Planlama Teşkilatı'nın eski müsteşarı ve günümüzün politikacısı İlhan Kesici, bakın neler söylemiş bu konuda...

"1999 yılında Gölcük'te gerçekleşen depremde Türkiye'nin milli geliri yüzde 3.4 küçüldü, İstanbul depreminde milli gelir kaybı yüzde 10'u geçer. Bunun parasal büyüklüğü 50 milyar doların üzerinde olur. O yüzden bu konu bir an önce devletin gücünü ortaya koyacak güçlü bir bakanlık veya başkanlık bünyesine alınarak çözüm yolları aranmalı."

Nokta.

Bizi ne denli bir tehlikenin beklediğini şimdi daha iyi anlıyoruz. 50 milyon lira için tank-palet fabrikasını kiralayan Türkiye (!) olası İstanbul ve çevresinde derinden hissedilecek bir depremde milli servetini yitirmenin eşiğine gelebilecek. Durum saptaması için bu kadarı yeterli. Ya, ne yapmamız gerekir sorusunun cevabı kimde ya da kimler de? Benim sıralamam şöyle; birinci sırada genel yönetim, ikinci sırada yerel yönetimler ve üçüncü sırada da kaçınılmaz biçimde, ilk iki ile koordine olacak bir sivil toplum. Ama bu senin derneğin, bu benim cemaatim demeden. Özverili, inançlı ve bilgili biçimde bir çalışmadan söz ediyorum.

Olabilir mi? Genç kuşağı ve şimdiki deyimle y ve z kuşağı hakkında bilgi sahibi olmadığım için yorum yapamıyorum. Okullardan başlayacak bir eğitim çalışmasının da niteliği konusunda çok iyimser değilim.

Sadece ukalalık yaparak diyorum ki; acaba mahalle kültürüne geri dönelim de kendi organizasyonumuzu mu yapalım! Bunu site yaşamına da uydurduğumuzda ortaya iyi bir şey çıkar mı? En azından spor kulüpleri, üst düzey mesleki ve sosyal yönü etkin kulüpler, meslek odaları ve bunları organize edecek bir üst akıl oluşabilir. Bunu da bence üniversiteler sağlayabilir. Dedim ama ben de pek inanamadım! Hem önerdim, hem de işin içinden çıkamadım. Onun için başa dönüyor ve bir deprem felaketinde, telafisi mümkün olmayan kayıp ve zararlar kapıda görünüyor, diyorum.

En azından, zemin etütleri yine gündeme getirilerek, binaların depremsellik etütlerinin yapılması ilk adım olabilir. Belediye Meclisleri planlama yaparken zemin ve hava sirkülasyonu, yeşil alan yeterliği ve diğer ilgili kurumların da "yapı denetim olgusunu" geliştirmeleri ilk adım olabilir, diye düşünüyorum.

...Ve sadece düşünüyorum, gücüm ancak buna yetebiliyor!

MUTLULUK VE ÜZÜNTÜ YİNE YAN YANA

Sevgili meslektaş ve arkadaşlarımdan Erdal Akçay OLAY'a, yani yuvasına geri döndü ve spor servisinin sorumluluğunu üstlendi. Beytullah Süat da enbursa.com spor müdürü oldu. Beni mutlu eden iki olaya imza attılar böylece...

Ama, yakın arkadaşım, kardeşim, Şükraniyespor eski başkanı Hasan Korkmaz oğlunu, baba dostum ve kardeşim İsmail Gümüş de annesi yitirdi. Başta da söyledim, sevinç ve üzüntü yan yana bile değil, iç içe...

Yaşam bu olsa gerek.