Bursa
Açık
31.6°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Bursa'da bir şehit ve düşündürdükleri

01 Haziran 2020 Pazartesi, 18:23

Kent içi nüfusu 2 milyonu geçmesine karşın Bursa'da, grupların silahlı çatışması ve polisin şehit olması gibi bir olaya kolayca rastlanmazdı. Yeni göçler sonucu (bunları iç ve dış göçler diye ikiye de ayırmak gerek) farklı bir demografik yapı ve bunun sosyal yaşama etkisi ile bugünlere geldik. Yine de silahlı çatışma ve iki grup denilince ürkmeden edemiyor insan...Nedeni belki de içinde bulunduğumuz psikoloji olabilir. Bazı yorumcular Yeni Dünya'daki olayları "Amerikan Baharı" diye nitelerken, ister istemez yaşadığımız günlerle de bağlantı kurmaya çalışıyoruz.

Bursa diyordum ve böylesi olaylara ve polisin şehit olmasına alışkın değildik diyordum... Bunları düşünür ve yazmaya çalışırken, yıllar önce tanık olduğum Bursa'ya dair bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Dönemin Emniyet Müdürü Reşat Altay, her gün yaptığım canlı programın konuğuydu. Önceden sözleşiyorduk doğal olarak... Yayına gelmeden az önce de yine pek rastlanmayan bir olayın failini yakalamışlar, onu müjdeleyerek geldi. Bir pedofili olayına tanık olmuştuk. Onun failini yakalamışlar, elindeki dosya içindeki iğrenç çocuk tacizi fotoğraflarını göstermek istemiş ama bakamamıştım .

"Bursa'da böyle bir şey olmazdı" diyecek oldum ama hemen söze girdi.

"Neden olmasın, sapığın nerede çıkağı belli mi olur? Bursa'da pek fazla toplum olayı, çatışma falan olmaz dersen katılırım" dedi.

Ben de başımla onayladım. Sonra da ekledi: " Ne biçim şehir burası... Apartmanda köpek havlıyor arıyorlar, sokakta gürültü oluyor ihbar ediyorlar. İnsanlar ne kadar da rahatına düşkün..."

Bunun olumlu mu olumsuz mu olduğunu sordum manidar biçimde...

"Tamam, iyi güzel, bu sayede, gelen ihbarlarla birçok olayın failini de yakalıyoruz ama bizi de meşgul ediyorlar."

Bursa, 15-16 yıl önce böyle bir şehirdi sevgili dostlar...

Bir başka emniyet müdürü de, buna benzer bir söylemle "Örneğin dağdan cenazesi geliyor. İşte malum örgütün mensubunu kastediyorum. Ailesi Bursa'da ise bu şehirde cenaze töreni yapmaz. Gider kendi şehrinde gömer. Nedeni de basit, burada ekmek var, aş var, bu kazanımlarını kaybetmek istemez aile..."

Belki biraz abarttım ama, Hacivat Mahallesi'ndeki gruplar arası çatışma ve şehit polis beni bunları yazmaya zorladı. Ne olduğunu da tam anlamadım, uyuşturucu çeteleri mi, yoksa hemşeri dayanışması sonucu bir olay mı, şimdilerde çok yaygın olan "yan baktın" kavgası mı, hepsinden önemlisi de alacak-verecek anlaşmazlığı mı?

Hepsi de toplumsal cinneti tetikleyecek türden nedenler!..

Bunların yaşanmasında kamunun payı ya da yeterli önlemi almayışının rolü var mı yok mu? Hemen "var" diyeceksiniz ama dayanaksız olmaz. İşte dayanak...

İYİ Parti Hukuk İşleri Başkanı eski Vali Nuri Okutan röportajında rakamları vermiş. Buna göre ülkemizde 25 milyon kişide silah varmış. Üstelik eski vali Okutan'ın iddiasına göre yüzde 85'i ruhsatsızmış. Bu rakamları destekleyecek olaylar da hemen her gün macera filmi gibi haber bültenlerinde önümüzden geçiyor. Muhafazakâr ya da seküler yaşamı tercih eden kadın, hiç ayırt edilmeden eş, sevgili veya akraba şiddetine uğruyor. Önce darp edenler, kısa bir süre cezalarını çekerek hapisten çıkıyor ve ilk cümleleri "yarım bıraktığım işi tamamlayacağım" oluyor. Buna trafikteki magandaları ekleyin... Onlar da en fazla "sen kimsin, benim kim olduğunu biliyor musun" cümlesini kullanıyor. Sonuç ortada; silahı olan kullanıyor, olmayan eline ne geçerse vuruyor ve o bildik sahneler ortaya çıkıyor.

Bir de bitmeyen senfoni "uyuşturucu belası" var. Sigara ve alkollü içeceklere sürekli vergi zammı yaparak önlenemeyecek bir suç şekli. Çünkü, ortaokul öğrencilerinin bile temin edeceği kadar ucuza düşmüş uyuşturucular büyük şehirlerde kol geziyor. Birkaç olaya tanık olan, önce ambulans, sonra da polisi arayan biri olarak bunları rahatça söyleyebiliyorum. Benim kadar rahat olanlar da, bu tür uyuşturucuyu, imal eden ve satanlar galiba!

Dağda terörist bırakmayan, büyük kentlerin gecelerini dahi yeni güvenlikçi "bekçilerle" ile kontrol altına almaya çalışan, dinamik bakan Soylu ile bu konuda "denizi geçen emniyet güçleri" neden, silahsızlanma konusunda gerekli adımı atamıyor. Benimki de gereksiz bir merak galiba!

Ne de olsa mesleğin yarısı meraktan geçiyor.