Bursa
Açık
32.2°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Bir gün sonra, bir başka gözle...

28 Kasım 2017 Salı, 10:43

Bir maçın hemen ardından, yani sıcağı sıcağına yorum yaparken, bazı gerçekleri kaçırabiliyoruz.

Uzun yıllardan beri yapageldiğim bu uğraşta, hep yaşadım.

Bu kez, şu anki konumum ve bakış açım çok farklı.

Üste üste canlı olarak izlediğim Göztepe ve Karabük maçlarına bu nedenle bir başka gözlükle bakıyorum.

İlkinde tribünlerdeki insan sayısı 23 bine yakındı. Karabük maçında da 18 bin 500 kişi pazar keyfini stadyumda yaşadı.

Bursaray sonrası birkaç kilometrelik yolu konvoy halinde yürürken düşündüm, düşündüm ve yine düşündüm. Önce, Atatürk Stadyumu'nda izlediğimi hatırlayabildiğim ilk maç gözlerimin önüne geldi. Sanırım, Sümerbank kurumlarının iki takımı Merinos-Beykoz karşılaşmıştı. Sanki bu karşılaşmadan önce de 2. Küme birinciliği için DSİ Nilüferspor-Bursa Gençlerbirliği maçı oynandı sanırım... Yıl, 1961 veya 62 de olabilir.

Ama bir maç var ki, onu kesin biliyorum... 1962 yılının Şubat ayıydı. Babamın antrene ettiği Güvenspor, Pınarspor'u 3-2 yenmişti.

Özetle, stadyumda maç izleme serüvenim neredeyse 55 yıla dayanıyor.

Sonra da pazar gününe geri döndüm; bu kadar insan, yaşlısı, genci, çocuğu, erkeği, kadını, aceleyle nereye koşturuyordu?

En iddialı bir siyasi parti bu denli bir topluluğu oluşturabilmek için kim bilir ne tür organizasyonlar yapma zorunda kalırdı!

Gönüllü bir topluluk, işinden, keyfinden feragat ediyor, üstelik para ödüyor ve stadyuma koşuyor.

Futbolu sevmeyen veya ilgi duymayan birine buna anlatmak çok zordu.

Bunları neden anlattım?

Cevap bana ait bir yorumla kafamdaydı... Bunun adı aidiyet duygusuydu... Bunun adı kendinden çok kentine aşık olmaktı... Bunun bir başka adı, kısa süre de olsa, üstün veya galip gelmenin mutluluğunu doyasıya yaşamaktı.

Şimdi de asıl konuya gelelim.

Şu anda ülkemizde sergilenen "süper futbolu" bununla açıklayabilir miyiz?

Bence hayır. Çünkü dünyadaki futbolcu transferi çılgınlığı, ülkemizi de sardı. Neymar'a ödenen parayı telaffuz etmek bile zor. Bizim İstanbul efendilerinin yönettiği asırlık kulüpler de sözüm ona Avrupa ile yarışacak.

Yani duygu yerine, paranın sıkça yön değiştirdiği sektörel bir uğraş sahneye konmuş, oynanıyor.

Bu nedenle, Mösyö Le Guen'in bizi öfkelendiren sakinliği, Batalla'nın son maçtaki güçsüzlüğü, buna karşın Muhammed gibi bir gencin, son anda yaptığı kurtarışla, binlerce insanı mutlu edebilmesi, bana artık anlık mutluluklar gibi geliyor.

Çünkü Bursaspor; kulüp, pardon takım yapılanması ile Başakşehir değil, asırlık üçlüler gibi hiç değil. Futbol şubelerini şirketleştirerek, sağa sola satan kulüplerle de hiç alakası yok. Adının önüne, bir marka getirdiği anda mutluluğunun biteceğini bilen bir camianın kulübü Bursaspor...

Ama, diğerleri ile aynı kulvarda koşuyor.

Tam anlamıyla çıkmaz sokak!

Bu nedenle, önce bütçeyi, sonra kurumsal bir yönetim tarzını, ardından da kendi öz kaynağını tam kapasite çalıştırabilen bir kulüp yapısıyla bu girdaptan çıkılabilir.

Umudum var, çünkü Karabükspor maçının 55. dakikasından, yenen gole kadar, içini, sevgisini, basiretini çılgınca ortaya döken bu on binler, bana bu müjdeyi veriyor. Çünkü onlar, sahadaki maçı tribüne taşıyor ve çılgınca oynuyor.