Bursa
Açık
30.5°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Barolar ve baronlar...

30 Haziran 2020 Salı, 18:20

Geçtiğimiz hafta sonu Ankara'daki bir olay çok ilginçti. Vatandaşın hakkını, devlet dahil herkese, her yanlışa, her kuruma karşı korumakla görevli olan avukatlar, Ankara'ya sokulmadı. 27 saat önce sıcak, sonra da yağmur altında uykusuz biçimde bir gece geçirdi. Neden oradaydılar?

Hiçbir darbe sonrası, hiçbir iktidar döneminde dokunulmayan meslek birliğini, yani baroları böldürmemek, dolayısıyla savunma hakkı üzerine serilmek istenen kara örtüyü kabullenmemek için oradaydılar. Barolar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Feyzioğlu, 27 saat sonra yanlarına geldiğinde, sırtlarını dönerek usulünce protesto ettiler.

Avukatlar dün de İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde miting yaptılar. TV kanalları, birkaçı dışında bu önemsiz konu için canlı yayına gerek duymadılar! Özellikle Devlet kanalı ve hepimizin vergisi ile yaşamını sürdüren TRT Haber'de "baro yerine, baron haberi" yayınlanıyordu. Hem de uyuşturucu baronlarının yakalanışı haberini gururla veriyordu!..

Her avukat grubu ve meslek örgütleri meydandaydı

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, yeni bir yasal düzenleme ile getirilmek istenen "çoklu baro" projesinin ne gibi sonuçlar doğuracağını bir kez daha anlattı. Hepsinden önemlisi de, tüm grupların meydanda olduğunu, isimlerini okuyarak açıkladı. Şimdiki düzende, herkes kendi ideolojisine yakın arkadaşları ile bir araya gelerek seçime öyle hazırlanıyordu. Dernek kurmak istiyorsa kuruyordu, ama ayrı bir baro kimsenin aklına gelmemişti bugüne değin... Başta da söyledim, hukukun çiğnendiği, milli iradenin ayaklar altına alınarak yapılan darbeler ve darbe girişimlerinin sonunda bile böyle bir çalışma düşünülmemişti.

Çoklu baroların perde arkası

Gündemdeki bu en önemli konu ekranlarda tartışılırken, başkan ile birlikte 7 üyeden oluşan Barolar Birliği'nin üç üyesinin, Başkan Feyzioğlu'nun istifasını istediğini gördüm. İçlerinde Bursa'nın hukuk, sivil toplum ve siyaset sahnesinde önemli roller üslenmiş bir ismi, Asude Şenol'u da gördüm. Sonra da kendisine ulaştım. İyi de oldu, "çoklu baro" projesinin alel acele TBMM'ye getirilmesinin gerçek nedenini de öğrenmiş oldum. Özetle şöyle; Meclis'te çoğunluğu bulunduğu için Cumhur İttifakı, bu yasal düzenlemeyi yaparak, ekim ayında ve yeni kurulması planlanan baroların da katılımıyla, baro seçimleri yapacak ve delege dengesi sağlanacak. Ardından, yine ekim ayı içinde Barolar Birliği yönetim seçimi gerçekleştirilerek, belki de Metin Feyzioğlu bir kez daha seçilecek ya da onun duruşundaki bir başka isim başkanlığa getirilecek. Bu acelenin nedeni de ilginç. Çoklu Baro Sistemi yasalaştıktan sonra muhalifler veya muhalefet partileri Anayasa Mahkemesi'ne gidecek doğal olarak... Kararın çıkması için inceleme safhası falan hesaplandığında Ekim 2020 çoktan geçmiş olacak. O zaman da yeni sisteme göre bir Barolar Birliği yönetime gelecek. Anayasa Mahkemesi kararı geriye yürümeyeceği için en az dört yıl yeni yönetim görevde kalmış olacak.

İşte bu kadarrr!..

Beraber dernek kurduğumuz, birlikte çalıştığımız Asude Şenol, bu tartışmalar sırasında istifa eden Iğdır Barosu Başkanı'nın ilginç sözlerini de iletti. Öfkeli başkan istifa kararını açıklarken Hz. Hüseyin'in bir cümlesini sarf ederek, "Zillet içinde yaşamaktansa, izzet içinde ölmek evladır" demiş. Gerçekten çok çarpıcı bir cümle. Biz dışarıdan bakan gözlerle, her ne kadar barolar konusunun ciddiyetine ne kadar dikkat çekersek çekelim, işin içindeki isimlerin ruh halinin böyle olacağını tahmin bile edemezdik. Av. Asude Şenol, konuyla ilgili gelişmeleri aktarırken, Salı günü (dün) yönetim kurulu toplantısı olduğunu hatırlattı. Bakalım, istifa istemi sonrası bu ilk karşılaşmada Feyzioğlu ile yönetimdeki üç ismin tutumu ne olacak, gerçekten merak ediyorum.

Bir de dip not; 2013 yılında Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, günlük yaptığım canlı programa konuk olmuştu. Tüm içtenliğimle söylüyorum; beklentimi karşılayamayan açıklamalarda bulunmuştu. Konuları tam hatırlayamadım ama, böylesine önemli bir görevdeki ismin beni daha fazla etkilemesini bekliyordum herhalde... O anda "bizi taşralı görüp acaba ona göre mi konuştu" diye içimden geçirmiştim. Bugünü görerek, 7 yıl önceki düşüncemde yanılmadığım için de mutlu oldum!

Aslında bu tür benzer olaylarla karşılaşırdık programlarda... Dönemin Dışişleri Bakanı Murat Karayalçın konuğumdu, konu da Avrupa Birliği süreciydi. Sürekli soru geliyor ve yanıtlamaya çalışıyordu. Programın bitimindeki cümlesi aynen şöyleydi: "Bursalılar da Avrupa Birliği ile ne kadar da ilgiliymiş:"

Karşıdan bakınca Bursa'yı anlamak zor herhalde diyeceğim ama biz içindeyken bile anlayamıyoruz bugünlerde!..