Bursa
Çok Bulutlu
23.6°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Bak şu çılgın Türkiye'ye!

03 Ağustos 2020 Pazartesi, 22:36

Bayramın üçüncü gününde sahiller ve mesire alanları ile yanan ormanlardan alınan görüntüler, insanı ister istemez düşünceye sevk ediyor. Ediyor da sonra ne oluyor? Denizdeki insan adalarını, piknikte ve toplu taşıma araçlarındaki izdihamı görünce "Bak şu çılgın Türkiye'ye" demeden geçemiyorum... Ve de benim mi aklım başımda, yoksa onların ki mi bir türlü anlayamıyorum!

Rahmetli Turgut Özakman Kurtuluş Savaşı'nda destan yazan bu ülke insanı için kitap yazmış ve "Şu Çılgın Türkler" demişti. Hakikaten, ancak çılgınlık, özveri ve ancak yurt sevgisiyle kazanılacak bir savaş ve destan yazılmıştı.

Önceki gün ekranlarda izlediğim o çılgın insanlar Özakman'ın söz ettiklerinin torunları mıydı? Acaba bir başka yerden mi gelmişlerdi?

Bir türlü yorumlayamadım! Vapur beklerken kameraya " ... evet maske takmadım. Ama kalabalık içine girince takacağım. Biraz da dış görünüşüme önem veririm ve inatçıyımdır o vapura binerim" diyordu şık bayan... Özellikle kadın demedim, bu kelimeye saygısızlık etmemek için...

Bu kez kapalı giyimli mütedeyyin ve İstanbul'da ikamet eden, bir Anadolu kadını konuşuyordu. Muhabirin "bu kalabalığa rağmen çıkmışsınız. Korkmuyor musunuz?" sorusuna, kendi şivesiyle "ne yapalım, evde sıhıldık hava alalım didik" cevabını veriyordu. Kent soylusu, kırsal kesimlisi, yaşlısı genci, salgın tehlikesine rağmen, ekonomik buhrana inat yollarda ve sahillerdeydi. Acaba bu cesareti damarlarındaki asil kandan mı alıyorlardı ve de yoksulluğa, işsizliğe ve tüm çaresizliğe karşın eldeki tek silahları sürekli borçlandıkları kredi kartları mıydı? SODEV Başkanı Ertan Aksoy'un deyişiyle, ülkeyi yönetenler yeni bir yöntemle kredi faizlerinin indirilmesini sağlıyor böylece "Bireylerin İktidar'dan vazgeçme maliyetini" artırıyordu. Buna karşın muhalefet partileri de eleştirilerini sınırlı tutup "ne derler siyaseti" güderek, oy alma şanslarının olduğu "mütedeyyin kesimi" ürkütmek istemiyordu. Bana da mantıklı geldi bu yaklaşım.

Pandemi döneminde milyoner sayısı artmış!

Günümüzün çılgın Türkleri neden bu şekilde davranıyor az da olsa anladım.

Gelelim bir gazete haberine... Öyle böyle değil bu haber... Pandemi döneminde krizi fırsata çevirmekten söz ediyor ve artan milyoner sayısına vurgu yapıyordu.

"Cumhuriyet'ten Şehriban Kıraç'ın haberine göre, Türkiye'de koronavirüs salgınının yaşandığı dört aylık dönemde bile milyoner sayısı zirve yaptı.

Şubat 2020'de hesabında 1 milyon TL ve üzeri para olanların sayısı 236 bin 370 iken mart ve nisan, mayıs ve haziran aylarında 32 bin 232 kişi arttı. Dört aylık sürede milyonerler servetlerine 210 milyar 874 milyon TL kattı. Hesabında 1 milyon lira veya üzeri parası olanlar, 2020 Haziran döneminde geçen yıl aynı döneme göre 67 bin 435 artışla 268 bin 602 kişiye yükseldi."

İyi güzel, zenginin parası çenemi yorsun istemiyorum! Ama çok çarpıcı ve dikkatlerden kaçan bir haber daha var. Konusu da genç işsizlik veya üniversiteli işsizler. Yani vasıfsız ve mavi yakalı işlerin taliplisi dışındaki grup söz ettiğim...

Kaynak da çok sağlam, Cumhurbaşkanlığı'na bağlı bir kurum...

"Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi'nin de kullandığı Kariyer ve Yetenek Yönetimi Derneği'nin verilerine göre Türkiye genelindeki üniversite mezunlarının yüzde 42'si mezun olduktan sonra iş bulamadı.

6 ay içerisinde iş bulanların oranı yüzde 29, 6-12 ay arasında iş bulanların oranı yüzde 10... Mezun olmadan iş bulanların oranı ise yüzde 14. Mezun olduktan sonra ilk tam zamanlı işe başlayanların yüzde 31'i asgari ücret alıyor. Yüzde 42'si asgari ücret ile 2 bin 999 lira arasında, yüzde 16'sı 3 bin ila 3 bin 999 lira aralığında ücretl işe başlayabiliyor."

Bu tablo acaba neden böyle? Cevabı, yine bir sağlam kurum (!) YÖK veriyor.

"Yükseköğretim Kurulu tarafından açıklanan 2018 Yılı İzleme ve Değerlendirme Raporlarına göre, öğrenci başına düşen basılı kitap sayısı oldukça düşük. 104 üniversitede öğrenci başına düşen basılı kitap sayısı 5'in altında. 4 üniversitede ise öğrenci başına bir kitap dahi düşmüyor. İzmir Demokrasi'de öğrenci başına yalnızca 0,4 kitap düştüğü raporda yer alıyor. Bu sayı ODTÜ'de 18, Boğaziçi Üniversitesi'nde ise 31,9 olarak açıklandı. Koç Üniversitesi'nde de bir öğrenciye 34,7, Sabancı Üniversitesi'nde ise 22 kitap düşüyor."

Bu arada Bursa'yı da boş geçmeyelim istedim. Bu oran, gözbebeğimiz Uludağ Üniversitesi'nde 2,3, Bursa Teknik Üniversitesi'nde de 3,5 olarak verilmiş.

Özetle; genç ve üniversiteli işsizliğinin nedeni apaçık ortada...Çok sayıda kurulan, vakıf ve özel üniversite, buralarda istihdam edilen yetersiz öğretim elemanların ürünü bu sonuçlar...Bulundukları şehirlere sadece ekonomik yarar sağlama amaçlı kurulan okullardan daha fazlasını beklemek kimin haddine ? Yüksek oranda basılı kitabı olan üniversiteler de günümüzde pek makbul kabul edilmeyen çok deneyimli, kendilerini dünyada kabul ettirmiş eğitim yuvaları!

İşte size "Şu çılgın Türkiye" den insan manzaraları...