Bursa
Açık
30.7°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

"Ak"tepe'deki Bursa/spor gerçeği ..!

21 Haziran 2020 Pazar, 23:08

Ankara Aktepe Stadyum'nda sergilenen ve umudu bitiren çöküş, aslında çok önceden başlamıştı Bursaspor için... Sonra da şiddetini artırarak devem etti. Dikkat ettiyseniz yorumlar "bu takım ve bu antrenör" diye başlıyor. Onlar bir sonuç; öncesine bakmadan, yükü tamamen onların sırtına yüklemek kimseye bir sonuç vermez ve çözümsüzlük getirir.

Önce son iki üç yıla bakmak gerek... İşinde yükselmiş ve sıranın, önemli adam olmaya geldiğini sanmış bir adam çıkıyor ve "ben başkan olmak istiyorum" diyor. Bu cümleyi, başkan olurken duyduğumu da sanmayın, yanılırsınız... Duyduğumda, 2014 yılının sonu veya 2105'in başı falandı...Gazeteye verdiği ilanı göstererek, bir meslektaşımın kulağıma fısıldamasıyla öğrenmiştim. Ortaya çıktığında, yerel ve genel iktidara bağlılığını bildirmiş, tüm varlığıyla onlara armağan etmişti kendini...Başkanlığının kıdemli döneminde,daha da ileriye giderek, bu bağlılık duygusunu sembolize eden bir davranışla, yüzlerce kişinin bulunduğu Divan Kurulu toplantısında, izin istemeden namaza gitmişti.

Sonra ne oldu? Bilmediği bu sektörde, çevresindeki akbabalara teslim olarak, hesapsızca ve çoğu kez cebinden yaptığı harcamalarla kulübü istemeden iflasa götürdü. Ardından bu kez de isteyerek, kulübe tahsis edilmiş taşınmazı, alacağına mahsuben ucuzca eline geçirdi. Bunu da görmüş olduk Bursaspor tarihinde...Ama tek sorumlu o değildi belki de...4 adaylı son seçiminde bile siyaset hep yanındaydı.

O siyaset, ondan önceki seçimlerde de istemediğini minderden uzaklaştırıp, tek sporculu şampiyonlar da ilan ettirmişti!

Sonuç; bu sezonun başına geldik. Artık aklı başında ve parası cebinde hiçbir futbol sevdalısı, kariyerine halel getirmemek için seçim sandığına yanaşmadı. Sadece biri "hadi birlikte olalım ve rakip olmadan da seçimden güçlü çıkalım" dedi ama nafile...Fırsat, bu fırsattır diyen tek aday, muhtemel ortağına sandıktan bir gün önce kazığı atıverdi. Tek başına koskoca Bursaspor'un başındaydı artık...Abileri de "yürü ya kulum" diyerek havuza itiverdiler.

Artık yereldeki iktidar da eskisi kadar güçlü değildi. O küçücük havuz, daha girer girmez boğulmasına yol açacaktı ama son anda imdada yetiştiler ve transfer tahtası açıldı. Açıldı da ne oldu? Akbabalar yine üşüştü, kibar ismiyle "futbolcu temsilcileri" sıraya girdi yeni oyuncular tek tek gelmeye başladı. Takımı düşüren eski teknik heyetin dördüncü adamıyken, Bursaspor'un yeni yönetimi tarafından "sportif direktör" unvanı ile taçlandıran arkadaş, transferin kalan bölümünü gerçekleştirdi. Herkes en yakınındaki "lejyoner" kimlikli, emeklilikte yaşa takılan oyuncusunu aldı getirdi ve transfer tamamlandı. Bu satırları karalarken, gözüm ekrandaki bir maça takıldı. 2003-2004 sezonu Bursaspor-Fenerbahçe maçı...Sağbek Tamer Tuna şu anda Antalya'nın başında teknik adamlığının kalfalık dönemini yaşıyor. Karşı tarafın orta alanında da Selçuk Şahin var. O da Bursaspor'u şampiyonluğa taşıma yolunda! Ne demek istediğimi anlatabildim mi ? Yine sezon başına ve futbolcu temsilcilerine gelelim...Bu meşhur futbolcu temsilcileri arasında biri vardı ki, ünü sınırlarımız aşmıştı! Bir mahkeme kararı ile resmi yetkisi olmadığı halde, yurdun dört bir yanına hakimdi. Onun da arkasında dağ gibi İktidar vardı çünkü...Bursaspor ile zaten yakın çalışırdı, bu kez çok dahil olmadı bu transferde... Ama gitti, Bursaspor'un lige çıkabilmek için en önemli rakiplerinden birinin menajeri oluverdi. Bir yanda kulübü, diğer yanda diğer kulüplere dağılmış gayrı resmi temsilciliğini yapmış olduğu futbolcular. Tamam anladık artık rakip takımdaydı, olabilirdi. Ama olmayan, Bursaspor'un olgunlaşmaya yüz tutmuş gençlerinden ikisinin geleceği yine ona emanet edilmişti ! Her duyduğuma inanmazdım ama bu kez bu söylenti içimi acıttı. Birkaç gün önce maçlar başlamadan, yeşil beyazlı formanın gelecek için umut veren bir futbolcusuna Avrupa kulüpleri talip haberi çıkıverdi. İktidar sevgisi, ünlü futbolcu temsilcisi ve Adana Demirspor'un tank ve topla yıkamayacağınız (!) medyatik başkanını ekleyin işte size bir senaryo. Başkan öyle ünlü ve zengin ki, evinde corona testi yaptıracak kadar pervasız, yüzüğünde CB forsu taşıyacak kadar da güçlü. Geçmiş yıllarda birlikte çalışıyorduk Ayhan Barışıcı ile... Makalelerinin başlığı "sporun siyaseti" biçiminde çıkardı. Aslında, "siyasetin sporudur" futbol oyunu...

Bulunduğu şehir gibi siyaseten desteksiz, parasal açıdan güçsüz kalmış Bursaspor, sevimli bir entrika ile göreve gelen yalnız başkanıyla ne yapsın?

Rastlantı bu ya, bu yalnızlığı ve takımdaki akort bozukluğunu ortaya çıkaran maç ve oynandığı stadyumun adı da manidar: AKtepe...Nereye yorarsanız yorun, benden bu kadar yeter...Şimdi de hikayeyi bırakıp maça geçelim.

Hoş geldin play-off

Keçiören maçı başladı... Hafta başından beri korkutan zeminden ötürü (!) Sedat, Burak Kapacak ve Kubilay kurbanlık olarak sahaya sürülmüş. Sadece Özer Hurmacı'ya ayıp olmuş! O da Serdar Dirik gibi, Seleznov gibi Burak Altıparmak gibi kenarda bekleyebilirdi. Ama Üzülmez, kendisi gibi üzülmesinler diye gençleri önceden sahaya sürüp rakibi yormak istemiş ama olmadı...İlk otuz dakika sağ kanattaki Tayfur-Burak ve onlara bazen katılan Kubilay üçlüsü ile göze hoş gelen, umut veren birkaç atak izledik. Sola dönüp baktım, Kerem Can Akyüz-Özer Hurmacı ikilisi, miras bölüşemeyen amca oğulları gibi birbirine küs göründüler!

Traore birkaç göstermelik sprint ile olaya katılmak istedi. Maçın sonuna kadar, hatalarıyla birlikte kazanmayı isteyen tek kişi Sedat gibi göründü...

İbrahim Üzülmez, Tayfur-Burak- Kubilay üçlüsü bir anda kenara alarak, hem de sol ayağına kurşunu sıktı. Gerisi "bilinen hikaye" zaten. Yukarıda anlatmaya çalıştım. Bundan sonra ne olur sorusunun yanıtı da benden yok, sakın sormaya kalkmayın lütfen...Siz benden önce haber alırsınız, Üzülmez giderse, başarısızlıkta "üzülecek" birinin kim olduğu ve getirilip getirilmediğini..!

Sadece bunu tahmin edebilirim; bu takım için ilk iki masalı bitti. Hedefimiz play off ve umut dağın ardında...

Hep diyoruz, futbolun içerisinde isimler önemlidir. Oyuncunun geçmişi önemlidir. Mevcut şartlarda maçlarda göstereceğiniz performans çok daha önemlidir. Ben oyuncularıma saygı duyuyorum. Ama onlarında şapkayı önüne koyup 'Ben bugün ne mücadele ortaya koydum? Nasıl bir futbol ortaya koydum? Ben neler yaptım?' düşüncesini ve anlayışını da tartışması gerekiyor. Futbolun içerisinde hep başarı yoktur. Bazen dikenli yollar vardır. Bizde şampiyonluğa dikenli yollardan gitmeye çalışıyoruz"