Bursa
Puslu
16.8°
enBursa Haber
Esat Kaplan
Esat Kaplan
esatkaplan@enbursa.com

Sakın unutmayın! Bursa bizim milli Kabemiz

11 Eylül 2019 Çarşamba, 16:13

"Hafızayı beşer nisyan ile malüldür", yani "insan unutur!.."

Ve fakat, hiç unutmamak gereken anlar, günler, aylar, yıllar vardır.

İşte 11 Eylül'de öyle bir tarih...

Bursa'nın kurtuluş günü...

Çanakkale'de vatan bilincine ulaşan Türk ulusu için Bursa'nın her daim ayrı ve özel bir anlamı vardı.

22 Haziran 1920'den itibaren Uşak ve Bursa yönüne ilerlemeye başlayan Yunan ordusu, önce Karacabey'i işgal etmiş, Mudanya İngilizlere bırakılmıştı.

25 Haziran 1920'de Malborought gemisiyle Mudanya önlerine gelen İngiliz askerlerini büyük sürpriz bekliyordu. Karaya çıkan İngiliz askerlerini Şükrü Çavuş'un ateşi karşıladı. Kahraman Şükrü Çavuş, bir binbaşı ile iki astsubayı yere serdi. Vuruldu. Yarasına tütün basarak çarpışmaya devam etti ve bir süre sonra şehit oldu. İngilizler, çevredeki zeytinliklerin Türk askerleri ile dolu olduğunu sanarak, korkularından kıyıda bekleyen gemilerine dönmek zorunda kaldı.

Tam 11 gün beklediler...

6 Temmuz'da bir İngiliz filosu Mudanya'yı 3 saat boyunca bombaladı. Bir gün sonra İngiliz askerleri Mudanya'ya girdi. O gün Yunan Başbakanı Venizelos şu açıklamayı yapıyordu:

"Türkleri akıllandıracak en iyi yol, Mustafa Kemal'i her cephede mağlup etmektir."

***

Mudanya'dan bir gün sonra 8 Temmuz 1920'de Yunan orduları Osmanlı'nın ilk başkenti Bursa'yı işgal etti.

O gün, Yunan Başbakanı Venizelos'un oğlu Sofokles, yanında bir manga askerle Osman Gazi Türbesi'ne geldi, kilitli kapıyı kırdırarak açtırdı ve Osman Gazi'nin sandukasını üç defa tekmeledi. Bir yandan da bağırıyordu Sofokles:

"Kalk Koca Osman, kurduğun devleti yıktık. Seni öldürmeye geldim!.."

Sofokles, Osman Gazi'nin türbesinde çektirdiği fotoğrafı, arkasına "Ordumuz Bursa'ya hâkimdir. Şu anda Osmanlı devletinin kurucusu Osman ayaklarımın altındadır. Bizans'ın intikamını aldım" yazarak Atina'ya gönderiyordu.

***

Bursa'da bunlar olup biterken, Ankara'da, Büyük Millet Meclisi'nde öfke, acı, hüzün iç içe geçmişti.

Milletvekilleri ateşli konuşmalar yaptı.

Son söz Başkomutan Mustafa Kemal'indi:

"Efendiler; biz bir maksat takip ediyoruz: Milletin, devletin istiklâlini muhafaza etmek. Bunun içinde namus ve şeref tamamen saklı olacaktır. Bağımsız olarak milletimizin belirli sınırlar içindeki birliğini muhafaza etmek için savaşıyoruz. Efendiler; memleketimizin ellide biri değil, tamamı tahrip edilse, tamamı ateşler içinde bırakılsa; biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan müdafaa ile meşgul olacağız. Ben size açık söyleyeyim; efendiler bazı yerler işgal edilmiştir ve bunun üç misli daha işgal olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır."

Paşa'nın kararlılığına, teskin edici açıklamalarına rağmen Meclis'i ikna etmek mümkün değildi. 2 gün sonra 10 Temmuz 1920'de 31 imzalı bir önerge verildi:

"Birinci hükümet merkezimiz olan Bursa'nın sefil Yunanlar tarafından işgali ve bu işgal neticesiyle orada din ve vatan kardeşlerimizin uğradıkları zulümlerin üzüntülerine iştirak ettiğimizin bir nişanesi olarak celsenin 20 dakika kapatılması ile başkanlık kürsüsünün puşide-i siyah (siyah örtü) ile örtülmesini teklif eyleriz."

Teklif kabul edildi. Kürsü siyah bir örtüyle kaplandı. Sadece Bursa değil, tüm memleket kara bulutların altındaydı.

Aynı gün Meclis'te kürsüye çıkan vekiller Bursa'da yaşananları anlatıyordu.

Burdur Mebusu İsmail Suphi Bey:

"Bursa'ya giren ve ne yazık ki Osmanlı bayrağını taşıyan Halife Ordusu altındaki hainler yığını ile birlik olan Yunanların, oradaki mukaddes mabetlerimizi, sanat eserlerimizi tahrip ve tahkir ettikleri ve Müslüman Türk kızlarının ırzlarını kirlettikleri işitilmiştir. İstanbul Hükümeti, Osmanlı sancağı verdiği Anzavur'u bir avuç vatanseverin üstüne yolladı. Osmanlı bayrağı önde olarak Bursa'ya giriliyor. Asıl felaket buradadır efendiler. Bizim dini Kâbemiz geçen sene İngilizlerin ayakları altında çiğnenirken, şimdi milli Kâbemiz olan Bursa, dünyada en müthiş düşmanımız olan İngilizlerle Yunanların ayakları altında çiğneniyor. Şu dakika teneffüs ettiğimiz hava belki zehirlidir. Çünkü orada bulunan yüzlerce hemşirelerimizin, kızlarımızın, ablalarımızın temiz kanı dökülmüş bulunuyor. Feryatları havayı titretiyor..."

Antalya Mebusu Rasih Efendi:

"Evet arkadaşlar; bugün Yeşil Camii'de o güzel seda (ezan) sustu, cemaat namazını eda edemiyor. Cemaat çil yavrusu gibi dağıldı. (...) Can, namus, mal hepsi yok edildi. Bursa'ya giren Hilafet Ordusu acaba Yunanların süngüleriyle, İngilizlerin toplarıyla dini yaşatmaya mı geliyor? Acaba vaktiyle 'Din gitti' diye bağıran o İstanbul'daki Şeyhülislam, Anadolu'yu velveleye veren o Mustafa Sabrı denilen (Kahrolsun sedaları), alçak, Anadolu'yu 'dinimiz gidiyor' diye velveleye veren, ayaklanan Türkler, ne durursunuz? 'Diminiz gidiyor' diyen o Zeynel Âbidin, Bursa'da Yunan askerleriyle saltanat kuracak! Keşke ordunun başında gelse idiler. Şu millet de görseydi ki onlar Yunanlardan daha alçaktırlar..."

Meclis'teki hüzün bulutuna gözyaşlarının sesleri eşlik ediyordu...

12 Temmuz 1920 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesindeki "Bahtsız Bursa" başlıklı yazıda Bursa'daki Yunan zulmü anlatılıyordu:

"Bahtsız Bursa, artık 600 senedir gönül verdiği Türk'ün sesinden uzak yabancı bayrakların gölgesinde sıtmalı bir halde kurtuluş yolunu bekliyor... Minarelerinde cihat hutbeleri okunan camiler belki eğlence için atılan bomba ve silah seslerinin aksiyle inliyor. Nilüfer Sultan'ın asırlardır sönmeyen aşk fısıldayan türbesi, şimdi harap bir mezarlıktan başka bir şey değil..."

***

3 gün sonra...

13 Temmuz 1920'de, Bursa'nın işgalinden 5 gün sonra da Meclis'te konu yine aynıydı. Milletvekilleri o sırada Bursa Valisi olan Hacim Muhiddin Bey ve 56. Fırka Komutanı Albay Bekir Sami Bey'in cezalandırılmasını istiyordu. Mustafa Kemal araya girdi. Düşman karşısında fazla kayıp vermemek için bazen geri çekilmek gerektiğini, bir zamanlar Medine'den çekilmeme ısrarı yüzünden Şam'ın kaybedildiğini anlattı. Ancak Batı Cephesi Komutanlığı'na soruşturma açıldı. Albay Bekir Sami Bey, önce Antalya ve Havalisi Komutanlığı'na, ardından Kuzey Kafkasya Askeri Murahhaslığı'na gönderildi. Sonra da askerlik alındı, emekli edildi.

***

Mehmet Akif'e "Bülbül" şiirini yazdıran Bursa'nın işgali sırasında en az 822 kişi şehit edildi, 383 kişi yaralandı, 5 bin 617 kişi işkence gördü. 128 kadının ırzına geçildi, 5 bin 617 kişi hapsedildi, 455 kişi esir alınıp sürgüne gönderildi.

TARİHİ FOTOĞRAFLARLA BURSA'NIN KURTULUŞ GÜNÜ

Büyük zulüm tam 2 yıl 2 ay 2 gün sürdü... Bursa, 10 Eylül Pazar gününü 11 Eylül Pazartesi (1338-1922) gününe bağlayan gece düşman işgalinden kurtuldu. Püskülsüz İsmail çetesi Işıklar'dan, Kabakçı çetesi Pınarbaşı'ndan şehre girdi. Yunan ordusu, Mudanya-Karacabey yönüne çekilmişti. Saat 23.00-24.00 arasında belediyeye Türk bayrağı çekildi. Aynı saatlerde 3. Kolordu Süvari Alayı'ndan Yüzbaşı Rüştü (Dinçer) Bey de şehre girdi.

Kurtuluşun ardından ilk Bursa ziyaretini 29 Eylül'de yapan Atatürk, Türk ulusuna büyük zaferi kazandıran "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır" stratejisini Bursa'nın işgal günlerinde şekillendirmişti.

"Meseleleri olaylara göre değil gerçeğe göre değerlendirmek gerekir. Bize lazım olan Bursa değil, vatandır ve bütün vatandan düşmanın defolup gitmesidir ve bu günü geldiğinde böyle olacaktır. Ancak koşulların gelişmesi lazımdır. İhtiyatla ve basiretle hareket etmek gerekir..." diyordu, Büyük Önder...

***

Bursa, bugün düşman işgalinden kurtuluşunun 97'inci yılını kutladı...

Maalesef, göstermelik yürüyüşlerle, adet yerini bulsun törenleriyle, eksik; yanlış ve hamasi söylevlerle...

Bursa'nın fethi için yapılan etkinlikler nerede, "Milli Kabemiz Bursa"nın kurtuluşuna atfedilen değer nerede?

Gerçi, Cumhuriyet'in aydınları için edilen skandal sözlerden, onu bırakın 30 Ağustos için yapılan nitelemelerden sonra 11 Eylül'e kıymet verilmesini beklemek de hayalcilik oluyor.

Benimki de laf işte...

Not: Bursa'nın işgal günleri, o günlerde Meclis'te yaşananlar ve Bursa'nın kurtuluşuna ilişkin kimi bilgiler için Tarihçi Sinan Meydan'ın yazılarından yararlandım.