Bursa
Açık
24.5°
enBursa Haber
Esat Kaplan
Esat Kaplan
esatkaplan@enbursa.com

Özrü kabahatinden büyük, çünkü...

12 Temmuz 2019 Cuma, 19:12

Haberi enbursa.com'dan okumuşsunuzdur (Okumadıysanız buraya tıklayın).

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, On Medya'nın yayınında, kıymetli meslek büyüklerim Mehmet Ali Yılmaz ve Can Ertan'ın sorularını yanıtlamış. Seçim öncesi Türkiye gündemine oturan sözleriyle "kasdını aştığını" kabul etmiş, biraz da Mehmet Ali Ağabey'in zorlamasıyla "özür" dilemiş.

Bana göre, Başkan Aktaş'ın özrü kabahatinden büyük!

Neden böyle düşündüğümü anlatayım:

Başkan Aktaş, şubat ayı sonlarında İnegöl'de yaptığı bir seçim konuşmasında, rakibi Mustafa Bozbey'i eleştirirken, "Nerede bu devlete ve bayrağa savaş açmış; Türkan Saylan, Uğur Mumcu, Nazım Hikmet, Bahriye Üçok, nerede dinle diyanetle problemi olan adam varsa hepsinin ismini belirli merkezlere verdi" dedi.

Kıyamet kopmasının nedeni, elbette saydığı isimlerdi.

Özrünün kabahatinden büyük olmasının ise birkaç nedeni var.

***

Birincisi, "Aslında ben bu söylemi 7-8 sefer yaptım" demesi...

Başka deyişle, bir değil, iki değil, üç değil; yedi sekiz sefer "kasdını aşmış" Başkan Aktaş...

***

İkincisi, diyor ki Aktaş, "Uğur Mumcu'nun birkaç kitabını okudum. Bana göre, Uğur Mumcu, gerçekten bir aydındır, kesinlikle bir yurtseverdir."

Eyvallah...

Eyvallah da hani bu adam devlete ve bayrağa savaş açmıştı, hani dine diyanete düşmandı!

Bilmeyenlere hatırlatayım Uğur Mumcu'nun şu sözlerini:

"Dinci partiyle Marksist partinin kurulduğu bir düzen istiyorum. Ancak o zaman ki Atatürkçülük maskesi takmış Abdülhamitçilerle daha iyi mücadele edebiliriz. Kendisine Atatürkçü'yüm diyen insan; madde bir, emperyalizme ve kapitalizme karşı koyar; uşak olmaz uşak! Ne Amerika'ya, ne Sovyetlere, ne Çin'e, ne Avrupa'ya... Kuvayı Milliye ruhuna sahip olur, emperyalizme ve kapitalizme karşı halkı örgütler. Atatürk devrimleri için inkılap demez, devrim der devrim!.."

***

Üçüncüsü, Mehmet Ali Yılmaz'ın "Bahriye Üçok'la ne derdiniz olabilir, keza lepra (cüzzam) hastalığıyla mücadele eden Türkan Saylan'la?" diye araya girmesi üzerine, diyor ki Başkan Aktaş:

"Türkan Saylan'la alakalı farklı bir parantez açabilirim, ama..."

Devamını getirmiyor Başkan Aktaş...

Ben de Türkan Saylan'ın yaşamının son demlerinde karşı karşıya kaldığı kumpasları, FETÖ tehdidine yıllar önce dikkat çektiğini, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin can suyu verdiği "kardelenleri", hele hele "cüzzam"la mücadelesini... hatırlatmayacağım. Ama Başkan Aktaş'ın açtığı, açıp da içini doldurmadığı paranteze, cenaze namazını kıldıran eski müftü İhsan Özkes'in, Saylan'ın tabutu başında yaptığı konuşmayı koyacağım:

"Burada bir ulu çınar var. 75 yıllık ömrünü hizmetlerle geçirmiş bir şahsiyet var. Ben kendisiyle tanıştım. Ben kendisine ilim adamı olması nedeniyle saygı gösteriyordum. O da bana din adamı olmam nedeniyle saygı gösteriyordu. Dine ve din adamına büyük saygısı vardı. Annesi Leyla Hanım'ın Müslüman olup olmamasının konuşulmasından ve kendisine de kafir yakıştırmaları yapılmasından çok rahatsızdı. Kendisine kafir denilmesinden her Müslüman çok rahatsız olur. Dileğimiz odur ki bu yakıştırmaları yapanlar, hiç değilse merhumenin ölüsüne saygı göstersinler. Peygamber Efendimiz de 'Ölülerinizi rahmetle yad ediniz' buyurur. Dileriz onlar bu buyruğa uyarlar. Ömrünü cüzzam ve cehaletle savaşla geçirdi. Yüce Allah, Kuran-ı Kerim'de 'Her kim bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur' diye buyurur. Allah bu hizmetlerinden dolayı merhumeden razı olsun, ruhu şad olsun. İki oğlunun anası olmakla yetinmedi, on binlerce öğrenciyi okutarak onlara da ana oldu. Bir söz vardır; '100 yıl sonrasını düşünen, insan yetiştirsin' diye. İnanıyorum ki eğitime verdiği hizmetlerinden ötürü, ödülünü Allah'tan alacaktır. Hz. Peygamberimiz de 'İnsanların en hayırlısı, insanlara hayır yapandır' buyuruyor. Türkan Saylan Hanımefendi istirahata çekilmiştir, ölü değildir. Ölü olanlar bu dünyada hizmeti olmayanlardır. Sevgili Peygamberimiz; 'İnsan öldüğünde üç şey devam eder: Yaptığı hayır, bıraktığı ilim ve geride kendisine dua edenler' buyurur. Bu üç vasıf, merhume Türkan Saylan'da fazlasıyla vardır."

***

Başkan Aktaş, "özür" konuşmasında, daha önce din diyanet düşmanı olarak nitelediği İlahiyatçı Bahriye Üçok'a hiç değinmedi. Ama Türkan Saylan'a parantez açıyorsa, Bahriye Üçok'a köşeli parantez açar herhalde!

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin ilk kadın öğretim üyesiydi Bahriye Üçok... 1957'de doktor, 1964'te doçent unvanı aldı. 1971'de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü seçildi. 1977'de CHP'ye katıldı. 12 Eylül'den sonra Halkçı Parti'nin kurucu üyesi oldu. Ordu milletvekili olarak TBMM'ye girdi. 1990'da SHP PM üyesiydi. Kur'an-ı Kerim'e bağlı kalarak İslam dinini çağdaş, gerçekçi ve dinin özünde bulunan hoşgörüyle yorumladı. Laikliğin savunucusu ilahiyatçı olarak, 60'lardan itibaren de hep hedefte oldu. 6 Ekim 1990 günü Ankara'nın Çankaya ilçesindeki Köroğlu Caddesi'nde bulunan evine kargo ile gönderilen kitap paketi görünümündeki bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi.

Tabii bu kadar da değil...

Bahriye Üçok'un köşeli parantezi hak etmesinin başka nedenleri var...

60'ların sonlarına doğru, o güne kadar hiç problem olmayan bir sorun Türkiye'nin gündemine oturdu: Türban...

Türkiye'de ilk "türban" eylemi 1968 yılında Üçok'un da öğretim üyesi olduğu Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde yapıldı. O dönem yasak olmasına karşın okula türbanla gelmekte ısrar eden 1859 no'lu öğrenci Hatice Babacan'ın kaydı, Disiplin Kurulu kararıyla silindi. Bunun üzerine öğrenciler boykota başladı. Eyleme Milli Türk Talebe Birliği de (MTTB) destek veriyordu. Eylemi destekleyen bildirilerin altında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Talebe Derneği de vardı.

Hatice Babacan, bugün Adalet ve Kalkınma Partisi'nden istifa edip huzuru başka bir parti kurarak bulacağını söyleyen, eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın halasıydı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Talebe Derneği'nin başında, bugün Babacan ile hareket ettiği söylenen, eski Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay vardı. MTTB'nin Başkanı da geçen dönem Meclis Başkanı olarak Atatürk'ün koltuğunda oturan İsmail Kahraman'dı.

***

Çok uzadı, farkındayım!

O halde yazıyı Türkçe'nin güçlü sesini dümensiz dalgasız tüm dünyaya ulaştıran, ne ilginçtir ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında yeniden Türk vatandaşı sayılan ve hatırası mutlaka Bursa'da da yaşatılması gereken Nazım Hikmet'le bitirelim.

"Sevdalınız komünisttir,

on yıldan beri hapistir,

yatar Bursa kalesinde.

Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar,

en âlâ mertebeye ermiş yatar,

yatar Bursa kalesinde.

Memleket toprağındadır kökü,

Bedreddin gibi taşır yükü,

yatar Bursa kalesinde.

Yüreği delinip batmadan,

şarkısı tükenip bitmeden,

cennetini kaybetmeden,

yatar Bursa kalesinde."