Bursa
Açık
19.1°
Esat Kaplan
Esat Kaplan
esatkaplan@enbursa.com

Olay Medya neden kapanıyor?

20 Eylül 2019 Cuma, 21:01

Son iki gündür gerçekten büyük bir üzüntü içindeyim...

O kapıdan içeri ilk kez Ağustos 1995'te girmiştim. Bundan tam 24 yıl önce...

Henüz 22 yaşında, yazı çizi işlerine hevesli, matbaa kokusunu henüz lise çağlarında solumuş, işlenmeye hazır bir "acar muhabir" adayı...

Yazı işleri, ekonomi servisi derken, televizyon macerası...

Muhabirlik, editörlük, istihbarat şefliği, haber müdürlüğü, program yapımcılığı, sunuculuk, belgesel seslendirmeleri, ana haber, saatler süren özel yayınlar...

Üniversitedeki hocam, nur içinde yatsın, Prof. Dr. Rana Arslanoğlu, "Mutlu olman için iki koşul var: Severek yapacağın bir iş, sevgiyle sarılacağın bir eş" demişti.

Her zaman "kıymetlim" oldu Olay benim... Severek yapabileceğim bir iş olanağı sundu bana. Yetmedi, sevgiyle sarıldığım eşimle de Olay'da tanıştım.

Dile kolay, acısıyla tatlısıyla, yaklaşık 20 yıl...

22 yaşında girdiğim o kapıdan 2008'de TMSF gelince, 10 yıl sonra da kendi isteğimle çıktım!..

1987'den 2019'a, tam 32 yıl...

Elbette büyük bir "emek"ti Olay...

Bana göre ise bir "bakış açısı"ydı...

Modern çağın sonlarıyla postmodern çağın başlangıcında egemen olan kavramların şekil verdiği bir bakış açısı...

Son yıllarda sosyal bilimcilerin de çokça tartıştığı yerelleşme-küreselleşme sorunsalını anlamlandırma çabasıydı, Olay'ın bakış açısı...

Anthony Giddens, "Modernliğin Sonuçları"nda şöyle tanımlıyordu küreselleşmeyi: "Uzak yerleşimleri birbirlerine, yerel oluşumların millerce ötedeki olaylarla biçimlendirildiği ya da bunun tam tersinin söz konusu olduğu (...) dünya çapındaki toplumsal ilişkilerin yoğunlaşması..."

Başka deyişle, diyalektik bir süreçti küreselleşme: Singapur'daki bir kentsel alanın artan gelişmişliği, küresel ekonomik bağları içeren karmaşık bir şebeke yoluyla Pittsburgh'ta, yerel ürünleri dünya pazarlarında rekabete giremeyen bir bölgenin yoksullaşmasıyla nedensel biçimde ilişkili olabilirdi. Hani derler ya, Japonya'da kanat çırpan bir kelebek dünyanın bir başka ülkesinde fırtınaya yol açabilir!

Çok daha güncel örnekleri sıralamak da mümkündü elbette. Henüz birkaç yıl önce Euro Bölgesi'nde yaşanan borç krizinin ABD'deki toplumsal sonucu, Wall Street işgali oldu. Arap dünyasında yaşanan siyasal ve sosyoekonomik sorunlar pek çok ülkede ardı ardına rejim değiştirdi.

Daha da yerelleştirilebilir örnekler...

İstanbul'un sorunlarına çözüm getirmek amacıyla ortaya konan kimi projeler Bursa için yeni sorunlar anlamına gelebiliyordu. Yıllardır konuşulan şu ro-ro projesini anımsayın. Ya da yakın geçmişte Yenişehir'e kurulması planlanan atık tesisini. Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Clio'nun yeni modelinin Bursa'da değil, kendi ülkesinde üretilmesi konusunda nasıl ayak direği de yakın bir örnek. Sarkozy'nin tavrına Bursa kamuoyunun verdiği tepki hala akıllarda.

Sözün özü yerelle küresel iyiden iyiye birbirine geçmiş durumdaydı ve Olay da bunun farkındaydı. Haber değerlendirmesini yaparken hep bu ince bakış açısı hakimdi. Olay, küresele yerelden doğru bakmaya çalışıyordu.

Peki, her şey bu kadar "iyi"ydi, "güzel"di, hatta "mükemmel"di de sonu neden böyle oldu?

Bana göre, sorunun yanıtı çok açık ve net!..

Küresel, yereli yendi de ondan!..

Küreselde, artık "kağıt" yok örneğin...

Sanırım yakın gelecekte, küreselde, televizyon ekranı da olmayacak ya da bir hayli biçim değiştirecek.

Radyolar çoktan "out" oldu, onları bir deprem olursa, yeniden anımsayacağız, tabii internet çekerse...

Tıpkı sizin şu anda bu yazıyı avuç içi kadar bir telefon ekranında okuyor oluşunuz gibi çok çabuk değişti her şey, ve daha da değişecek!..

Üstelik bu yazıyı az önce yazdım ve hemen yayınladım, okumak için yarını beklemenize gerek yok yani...

Olay, küresele karşı kendini yeniden konumlandırabilir, bu açılımı yapabilirdi. Ama tercih etmedi...

Küreselin yereli yenişine direnmedi, dahası izin verdi!..

Sonunda maalesef 30 yılı aşkın süredir verilen "emek" tarihin tozlu sayfalarına emanet edildi.

Sonunda maalesef, "kitleleri anlamın egemenliği altında tutmak, daha iyi toplumsallaştırmak ya da kültürel düzeylerini yükseltmeye çalışmak" gibi bütün olguları "haber"le eş tutan ünlü Fransız düşünür Jean Baudrillard'ın savunduğu gibi "hepsi palavra" oldu...

Maalesef...

Oysa palavra olmayan, küreselleşme sürecinin ta kendisiydi.