Bursa
Parçalı Bulutlu
20°
enBursa Haber
Esat KAPLAN
Esat KAPLAN
esatkaplan@enbursa.com

McKinsey geldi, Sayıştay'ı da feshedelim!

29 Eylül 2018 Cumartesi, 20:03

1946-1950 yılları arasında, yönetici ve yazarları sık sık tutuklandığı için 'ne gün fırsat bulursa o gün çıkan', her kapatıldığında yeni bir adla yayımlanan meşhur Marko Paşa mizah gazetesini bilirsiniz.

Nisan 1948'den beri bir türlü aydınlatılamayan, Türkiye'nin 'ilk faili meçhul aydın cinayeti'ne kurban giden Sabahattin Ali, Marko Paşa'nın ikinci sayısı için 'Yabancı Sermaye' başlıklı bir başyazı kaleme alır. Tarih 2 Aralık 1946'dır.

Günlük gazetelerin yabancı sermayeyi sevinçle karşıladıklarını, resmi makamların da yabancı para girişini kolaylaştırmaya uğraştığını anımsatarak, şöyle der Sabahattin Ali: "... bir memlekete girip yerleşen yabancı sermayeyi çıkarıp atmanın, yabancı orduları sürüp denize dökmekten çok daha güç olduğunu, biz Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçıları, herkesten iyi biliriz." (1)

***

1923 yılının 17 Mart'ında Lozan görüşmelerinin kesilme nedenini şu sözlerle açıklar Atatürk: "... bu devlet, bu millet ekonomik egemenliğini sağlarsa ... onu yerinden oynatmak mümkün olmayacaktır. İşte gerçek düşmanlarımızın bir türlü rıza gösteremedikleri, onaylayamadıkları budur."

***

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan 2 yıl sonra, İngiliz The Ekonomist dergisinde Türkiye ile ilişkiler konusunda hayli ilginç bir yazı yayımlanır.

Türkiye'nin zengin doğal kaynaklarını geliştirmesinin zorunlu olduğu belirtilen yazıda, şöyle denir:

"Bu ise ancak yabancıların idari katkısı ve mali desteğiyle gerçekleşebilir. Özellikle büyük bir dış borç altına girilmesi ya da yabancılara geniş ayrıcalıklar tanıyan bir politikanın uygulanmasıyla hızlı bir üretim artışı sağlanabilir. Bunun için Cumhuriyet yönetiminin mutlu yalnızlık ve mutlak bağımsızlık tutkularından vazgeçmesi gerekmektedir." (2)

***

Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre, 29 Eylül 2018 tarihi itibariyle Türkiye'de 34'ü mevduat bankası, 13'ü kalkınma ve yatırım bankası olmak üzere toplam 47 banka var.

Mevduat bankalarının 3'ü kamu, 9'u özel, 1'i TMSF bünyesinde. Geri kalan 21 banka yabancı sermayeli... Türkiye'de kurulmayan, ama Türkiye'de şubesi olan 5 de yabancı banka var.

13 kalkınma ve yatırım bankasından 3'ü kamusal sermayeyle, 6'sı özel sermayeyle, 4'ü de yabancı sermayeyle kurulmuş.

İşin özeti, 47 bankadan 6'sı kamunun, 15'i özel sermayenin, 25'i de yabancıların (TMSF bünyesindeki bir bankayla toplam 47). Başka deyişle, finansal piyasalar yüzde 54 düzeyinde "gavur"un elinde...

Şimdi böyle bir ortamda...

Efelenmenin, bağırıp çağırmanın bir anlamı var mı?

Üstelik, söz konusu yapı, özellikle de son yılların eseriyken...

***

Evet, biliyorsunuz...

"Bizde bir adet var, ülkede başımıza bir şey geldiği zaman dış güçler deriz, yabancılar deriz. Bunlar sebebiyle biz ayağa kalkamıyoruz, kalkınamıyoruz, birliğimiz beraberliğimiz bozuluyor, filan..."

Tabii ben de buna katılamıyorum...

"Eğer sizin bünyeniz güçlüyse, sağlamsa, bünyede olan virüs, hiçbir zaman sizin bünyenize zarar veremez..."

***

Demek ki bizim bünyemiz son iki 10 yıldır söylendiği gibi "güçlü" değilmiş...

Değilmiş ki...

"Gavur"un işine gelmemiş, bizimkiler "gurur"una yedirememiş...

Uluslararası Para Fonu IMF yerine, onun "taşeronu" bizi denetleyecekmiş...

Parasıyla tabii...

Yahu, birden aklıma geldi, bizim Sayıştay diye bir yüksek yargı kurumumuz vardı!

Devlet bütçesini denetlerdi!

Son yıllarda raporları sümenaltı ediliyordu, Meclis'e getirilmiyordu falan filan da...

Ne oldu, yoksa yeni sistemle birlikte tamamen mi kaldırıldı?

---

(1) Mehmet Saydur, Marko Paşa Gerçeği (Birinci basım, İstanbul: Çınar Yayınları, 2001) s. 32.

(2) Turgut Özakman, 19 Mayıs 1919 Atatürk Yeniden Samsun'da (Dördüncü basım, Ankara: Bilgi Yayınevi, 2005) s. 45-46.