Bursa
Çok Bulutlu
22.3°
enBursa Haber
Esat Kaplan
Esat Kaplan
esatkaplan@enbursa.com

Kararsız seçmen madem bu kadar çok! Ver korkuyu...

22 Ocak 2019 Salı, 21:57

31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesi anket firmalarındaki hummalı koşuşturma sürüyor...

İlk sonuçlardaki en dikkat çekici unsur, kararsız seçmenin büyüklüğü...

Örneğin, Avrasya Araştırma, 10 Büyükşehir için oran veriyor...

Kararsız oranı...

Antalya'da ve Aydın'da yüzde 10, Ankara'da yüzde 11, İzmir'de yüzde 13, İstanbul'da yüzde 14, Hatay'da ve Denizli'de yüzde 16, Balıkesir'de yüzde 20, Adana'da yüzde 26...

Bursa'da kararsızların oranı yüzde 30...

Optimar Araştırma'nın 28 Aralık-3 Ocak tarihleri arasında, 26 ilde yaptığı araştırmaya göre de kararsızların oranı yüzde 27...

Başka deyişle, Türkiye geneliyle Bursa ortalaması üç aşağı beş yukarı aynı...

Peki, neden?

Bana kalırsa seçmen Ankara'daki "ittifak" arayışlarının gerekçesini anlamlandırabilmiş değil...

Tıpkı benim gibi...

Benim gibi onlar da şu soruyu soruyor:

"Neden ittifak?.. Hadi, genel seçimi anladık!.. Başkanlık referandumunun ardından bir çeşit 'test'ti o!.."

Muhalefetin, yani CHP ile İYİ Parti'nin ittifak gerekçesi çok basit...

Çünkü, iki seçimdir - yani 16 Nisan Başkanlık referandumuyla 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve genel seçimi - yenemedikleri iktidarı; AK PARTİ-MHP ortaklığını bozmak istiyorlar...

MHP, "beka" diyor!..

AK PARTİ ise MHP'nin verdiği açık çekle 16 Nisan'da resmen kurulan yeni sistemde taşların yerine iyice oturmasını hedefliyor...

Oysa vatandaşın derdi başka...

Hep başka oldu...

Örneğin, bundan tam 10 yıl öncesini, 29 Mart 2009 yerel seçimlerini hatırlayın.

O dönemde, seçim süreci boyunca gazeteci olarak yanıt aradığım başlıca soru, adayların ve seçmenin 29 Mart algısıydı. Partiler, adaylar ve seçmen 29 Mart'ı bir referandum olarak mı görüyordu, yoksa bu sadece bir yerel seçim miydi?

Ana muhalefet CHP, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerini referandum havasına sokarak, Cumhuriyet'i oylatmaya kalkışmış, 2 yıl sonraki yerel seçimde ise bambaşka bir kulvara girmişti. Zira hali hazırda Kemal Kılıçdaroğlu'nun estirdiği yolsuzluk fırtınası ve küresel ekonomik kriz vardı!..

Bir iktidarın yıpratılması için başka neye gerek olur ki!..

İktidara gelince...

Her zaman yerel yönetim partisi olmakla övünen AK PARTİ, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde sonuca bildik hamlelerle, kısa ve net mesajlarla gitti...

Örneğin, dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, açık açık, "İktidardan olmayan belediyeye hizmet yok" demişti... Bu sözler, adaleti sağlamakla görevli bir bakana ne denli yakışır bilinmez, ama Adalet Bakanı açıkça bir Türkiye gerçeğine işaret etmişti.

Muhalefetin başlıca kozu olan ekonomik krizden, "Bu bizim krizimiz değil" söylemiyle nemalanmayı da başarmıştı iktidar...

Tazminatı cebine koyup kredi kartı borçlarını sıfırlayan, işsizlik ödeneğiyle çorbasını kaynatan ve AK PARTİ'ye gidip iş bulma formunu dolduran işsiz de sövmüyor muydu ABD'ye, "Kriz çıkardı" diye.

Aradan 10 yıl geçti...

Her şey ne kadar da değişti...

Ya da...

Her şey ne kadar da aynı!..

Türkiye'nin maalesef her zaman bir "beka" sorunu var... Çünkü, terör kurbanı gazeteci Çetin Emeç'in, hain kurşunların hedefi olmadan kaleme aldığı son yazıda söylediği gibi, "Terör bu topraklarda her daim filizlenebilen" bir olgu... Sanırım bu öngörüyü artık sadece bu topraklar için değil, tüm dünya için genellemek gerek...

Rahip krizinden sonra iyice gündemden düşen, faturası marketçiye-pazarcıya kesilen, açıkça dile getirmekten çekinilen bir kriz ortamı yok mu?..

Bu ülkede enflasyon yüzde 20'yi aşmadı mı, işsizlik hala kriz dönemlerindeki gibi yüzde 10'ların üzerinde değil mi?

Memlekette böyle sorunlar yoksa neden tüketimi teşvik edecek vergi indirimleri yeniden yeniden yürürlükte?

Televizyonda taksit sayısı neden arttı?

Beyaz eşya ve mobilya satışı niye pompalanıyor?

Kredi kartı borçları için devlet bankaları neden devreye giriyor?

Ardı ardına zamlanan elektrik faturaları için seçim öncesi neden çareler üretiliyor?

Seçmen bütün bunları değerlendiriyor şu anda...

Kararsız oranının bu kadar yüksek olmasının anlamı bu, bana kalırsa...

Tabii yanına ittifak arayışlarının yerelde anlamsız kalışını, seçmenin muhtarını, belediye başkanını; milletvekilinden daha fazla önemsemesini de ekleyin...

Seçmenin bu değerlendirme içine girdiği şu günlerde siyasetin, özellikle de iktidarın başlıca korkusu da şu:

Seçmenin yerel seçimde vereceği mesaj Türkiye'yi erken genel seçime sürükleyecek kadar güçlü olur mu?

Bu korkuyla da seçmenin üzerine şu soruyla gelinecek:

Ya seçim mesajı krizin biraz daha kök salmasına yol açarsa ne olur?

Seçmen "Hani kriz yoktu!" deyip geçecek...

Geçecek, geçecek de...

Türkiye'de siyaset "korku" pompalamayı çok sever!..

Zaten bu soru da seçmeni değil, siyaseti korkutuyor...

İşte bu yüzden önümüze yine, yeniden, bir kez daha, yıllardır olduğu gibi "istikrar" masalıyla gelinecek...

Oysa ben biliyorum ki istikrar...

Seçimlik değil geçimliktir...

O da seçmende hiç olmamıştır!..