Bursa
Parçalı Bulutlu
28.5°
Esat Kaplan
Esat Kaplan
esatkaplan@enbursa.com

Karadeniz'in 'itişken' kalemi Rıfat Ilgaz

07 Mayıs 2020 Perşembe, 22:42

Bugün 7 Mayıs...

"Okutma Üzerine" adlı şiirinde, "SINIF'ın ozanıyım mimli / HABABAM SINIFI'nın yazarıyım ünlü." diyen Rıfat Ilgaz'ın 109. doğum günü...

Ilgaz, "Kitaplar" şiirinde, "Benden söz açıldı mı / Önce kitaplarımın sayısı söylenecek" (Kitaplar-Yarenlik, 1943) diyor. Öyleyse kitaplarının sayısını söyleyerek başlayayım. Şiir, roman, hikaye, oyun, anı... 60'ı aşkın yapıtı var Rıfat Ilgaz'ın... Can Yücel, "Ilgaz Anadolu'nun sen yüce bir dağısın / eteklerinde kitaplar..." derken, ne de haklıymış değil mi?

Rıfat Ilgaz'ın yapıtlarından sadece 10 tanesinin çocuklar için olduğunu söylesem - bence çocuklar üzülecek, Rıfat Hoca'ya da haksızlık olacak!.. Kendisi demiyor mu zaten, "Kim ne derse desin / Çocuklar için yazdım hep" (Okutma Üzerine-Ocak Katırı Alagöz, 1987) diye...

Bu satırları Ilgaz'ın hemşerisi olarak, gazeteci meslektaşı olarak, yazı çizi heveslisi biri olarak, ama en çok da onun okuru olarak yazıyorum. Belki gazeteciliğimin gereği, hükmümü en baştan vereyim:

"'SINIF'ın mimli ozanı" olması da "HABABAM SINIFI'nın ünlü yazarı" olması da çocuklara sebep değil midir Rıfat Ilgaz'ın?.. Sanki bu iki sözcük; "sınıf" ve "çocuk", ister şiir olsun yapıtı, ister öykü, Ilgaz'ın yazgısından gelir, dizelere; satırlara oturur. O yazgıda 40'lı yılların sert gerçekleri vardır!

Ilgaz'ın çocuk romanlarını inceleyen yazınbilimcilere göre, "Öksüz Civciv" romanındaki ana iletilerden biri "tüm canlıların önce kendi yavruları için yaşadığı"dır. (1)

O kitaptan küçük bir bölüm şöyle:

"Ne arılar bizim için bal hazırlar, ne koyunlar kuzularını bizim için büyütür... Ne de Kezban Nine'nin ineği, Güliz'e süt yetiştireceğim diye didinir. Hep kendileri, hep kendi yavruları için..." (Öksüz Civciv, s.55)

Rıfat Ilgaz'ın da önce kendi yavruları için yaşadığını söylesem, toplumcu-gerçekçi kuşağın önde gelen "fedai"sine haksızlık mı yapmış olurum? Eğer öyle düşünülüyorsa bu yargıya "Okutma Üzerine" adlı şiirdeki şu dizeleri de ekleyeyim:

"İki iş tuttum ömür boyu köklü / Çocukları okutmaktı ilk işim / İkincisi / Yazdığımı çocuklara okutmak" (Okutma Üzerine-Ocak Katırı Alagöz, 1987).

Böyle diyen bir öğretmenin, üstelik tam da bir Cumhuriyet öğretmeninin, bir-iki değil, binlerce çocuk için yaşadığını unutmayalım.

Evet, öğretmendir Rıfat Ilgaz... "Çocuklarını yoklama defterinden öğrenen" bir öğretmen değildir ama...

"Kiminiz limon satar Balıkpazarı'nda / Kiminiz Tahtakale'de çaycılık eder" (Çocuklarım-Sınıf, 1944) derken, "gözünü budaktan sakınmayan, yumruğuna sıkı Halil"in, aynı sıralarda oturduğu "Kadıoğlu'nun çiftliğinde yanaşma" olduğunu öğrenen, "şahıs zamirleri"ni bilmese de "mahallenin her işini omuzlarına alan" Remzi'nin öğretmenidir o...

O çocuklar ve "ekmeğe kül karıştırılan yıllar" önce "Yarenlik"te, sonra da "Sınıf"ta çıkar karşımıza.

1944 tarihli kırmızı kapaklı, "Devrim Yayınevi" (2) tarafından basılan "Sınıf" adlı şiir kitabı, kitapçı vitrinlerinde sadece 25 gün kalabilir. Sıkıyönetim kitabı toplatır, Ilgaz hakkında soruşturma başlatmayı da ihmal etmez. Milli Eğitim de öğretmenlik yaptırmaz Ilgaz'a. Rıfat Hoca, 24 Mayıs 1944 tarihinde tutuklanır, yargılaması tutuklu yapılır, 6 ay hapis cezasına çarptırılır. Bu hüküm Ilgaz için sadece öğrencilerinden değil, kendi çocuklarından da ayrı düşmek anlamına gelir.

"İçerdeki içerde mahzun / Dışardaki dışarda." (Parmaklığın Ötesinden-Yaşadıkça, 1948) mahzundur yani. O mahzunluk, bütün "itişken"liğiyle dökülür dizelere:

"Öğretmeni tanımadan

Öğrendi polisi, jandarmayı,

Koltuğunda babasının çamaşır paketi,

Koynunda köylü sigarası, üç paket,

Bu da kendi armağanı.

Ayıplasalar da mahallede yeridir

Böyle taşınmasını cezaevine,

Parmak kadar çocuğun.

Komşuya düşer dedikodusu elbet

Kitap yüzünden yatanın;

Böylesi hiç geçer mi gazeteye,

Yıl 1944.

Babasına bakarsan oralı değil,

Varsın diyor, su yolunda kırılsın

Bizim su testisi!" (Ziyaret Günü Notları, Yaşadıkça, 1948)

Mahpusluğa karşın çocuklarla gençlerle ilişkisi, mecburen, sürmektedir Rıfat Ilgaz'ın. 33 yaşında bir öğretmen, 17 yaşında bir öğrenciyle aynı parmaklıkların ardındadır. Birinin suçu şiir yazmaktır, ötekinin suçu şiir okumak... "Bu da Bir Özgürlük Şiiri"ni yazdıran işte böylesi koşullardır:

"Bir liseli talebeyle vurulu bileklerin / Kırk mahkumun sürüklediği zincire / Tek suçumuz hür insanlar gibi konuşmak / Kitaplar suç ortağımız!" (Bu da Bir Özgürlük Şiiri-Yaşadıkça, 1948)

"Hürriyet onun için ince bir hastalıktır artık ciğerlerinde!.."

Cezaevlerini sanatoryumlar, sanatoryumları sürgünler izler... Rıfat Ilgaz, öğrencilerinden de kendi çocuklarından da ayrı düşer, ama yazıdan ayrı düşmez. "Toplatılmadığı zamanlarda çıkan" Markopaşalar Malumpaşalara, Malumpaşalar Merhumpaşalara dönüşürken, Dolmuş dergisine kadar gelen Rıfat Ilgaz, "mim"lendiği "sınıf"ın başına bu kez "hababam" koyarak, ünlenecektir.

Ilgaz, "Hababam Sınıfı" öykülerini ilk kez 1956'da Dolmuş dergisinde yayımlar. Dizi öyküler okurun büyük ilgisini çeker, çünkü yazılanlar gerçeğin ta kendisidir: "Hababam Sınıfı", sadece Rıfat Ilgaz'ın Kastamonu Lisesi ve Kastamonu Muallim Mektebi'nde yaşadıkları değil, biraz da Aydın Ilgaz'ın Kabataş Erkek Lisesi'ndeki anılarıdır, hatta biraz da torun Ilgaz'ın gördükleridir. "Öğünsek mi?" şiiri, bu gerçekliğin ardından gelir:

"Biz hep böyle torun torba / HABABAM SINIF'larında yetiştik / Biraz başarı biraz beceri / Kitabıma el basarım ki doğru!" (Öğünsek mi?-Ocak Katırı Alagöz, 1987)

Ben de "kitabıma el basarım" ki "Hababam Sınıfı"nı ölümsüz kılan, yazılanların hepimizin yaşadıkları olması, yazanın da "halktan yana, emekten yana, bilimden yana" olmasıdır.

Ilgaz'dan geriye kalanlar da halktan, emekten, bilimden yanadır. Yoksa kahkaha değildir "Hababam Sınıfı"nı ölümsüz kılan, gülmece değildir. Evet, "Hababam Sınıfı" bir mizah dergisinde doğmuştur. Ancak ona salt gülmece gözüyle bakmak, içinde barındırdığı sistem eleştirisini, sorgulamayı görmezden gelmek, yaşadıklarımızdan hiçbir şey öğrenmediğimiz anlamına gelir. Kaldı ki Rıfat Ilgaz, "Hababam Sınıfı" hikayelerini gülmece olsun diye yazmamıştır. Ona göre mizah, "Bir bakış, bir görüş, bir yorumlayış, çelişkiler, zıtlıklar, sürprizlerle gerçeği anlayış, göremeyenlerin, görmek istemeyenlerin gözlerine sokuştur." (3) Ilgaz, mizah diye ayrı bir yazınsal tür olmadığı görüşündedir. Mizah yazın için ancak bir yöntemdir. O yöntemi yeri gelir öyküde, yeri gelir romanda, yeri gelir şiirde kullanır Ilgaz ve neler bırakmaz ki çocuklar için, gençler için, yetişkinler için...

Evet, neler bırakmadı ki Rıfat Ilgaz!..

Sevgi dolu, sevimli, yaratıcı, güçlüklerden yılmayan kahramanlar... Gücünü usundan alan, onurlu kahramanlar... Yetişkinlerin çocuk duyarlığını örseleyen tavırlarına karşın yaşama ve uğraşma umudunu yitirmeyen kahramanlar... Cide deyişiyle "itişken" kahramanlar...

Yerel yaşamla iç içe geçen yapıtlarında çocuk ilişkilerine de toplumcu gözle baktı Rıfat Ilgaz... Geriye ve yabana, yılgınlığa hiç yüz vermedi, yaşadığı onca güçlüğe karşın gülmeyi başarmakla kalmadı, güldürmeyi de düşündürmeyi de başardı.

Şener Aksu, "Rıfat Ilgaz'ın ve eserlerinin olmadığını varsaydığımızda ortada ne kadar boşluk kalıyorsa, Ilgaz bize ve tarihe o kadar etki etmiş demektir" (4) diyor.

Şimdi hep birlikte düşünelim bu söz üzerine: Öncelikle "Hababam Sınıfı"nı izlememiş, ardından da okumamış olsaydım, ne kadar yazık olurdu!..

Kel Mahmut, İnek Şaban, Kalem Şakir, Tulum Hayri, Refüze Ekrem ve de Güdük Necmi... Yaşamın içinde olmalarına karşın yazının içinde olmasalardı, ardından tiyatro sahnesine ve beyaz perdeye yansımasalardı, her şey ne kadar eksik kalacaktı!

"İnanma ne yana gitsen Karadenizli'sin" (Karadenizli'sin-Uzak Değil, 1970) diyor Ilgaz Usta... Memleketim Karadeniz'e Ilgaz'ın gözüyle bakmak, sıladaki toplumsal ilişkileri, doğa-insan etkileşimini onun kalemiyle okumak, üstelik bunu zaman zaman tekrarlamak, öyle varsıllaştırıyor ki beni...

"Karadeniz'in Kıyıcığında" olmasa, "Yıldız Karayel" olmasa, "Sarı Yazma" olmasa Türk yazını kadar Cide de, Kastamonu da eksik kalacaktı.

Ve o eşsiz dizeler olmasa... Örneğin "Alişim"i yazmamış olsa Rıfat Ilgaz...

"Kasnağından fırlayan kayışa / Kaptırdın mı kolunu Alişim!" diye başlayan,

"Hadi köyüne döndün diyelim / Tek elle sabanı kavrasan bile /Sarı öküz güngörmüştür / Anlar işin iç yüzünü!" diye devam eden ve

"Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman / Beklesin mızrabını / Sağ yanın yastık ister Alişim / Sol yanın sevdiğini / Ama kızlar da emektar sazın gibi / Çifte kol ister saracak" (Alişim-Yarenlik, 1943) diye biten dizeler olmasaydı...

Türk şiiri eksik kalmaz mıydı?..

Ve "Aydın mısın?" şiirini yazmamış olsaydı Rıfat Ilgaz, yılgınlığa düştüğüm her an nasıl açacaktım yeniden gözümü, nasıl toplayacaktım kendimi ve nasıl devam edecektim "itişken"liğe... Yani Rıfat Hoca,

"Yırt otuzunda aldığın diplomayı / Alfabelik çocuk ol

...

Benden geçti mi demek istiyorsun / Aç iki kolunu iki yanına / Korkuluk ol" (Aydın mısın?-Karakılçık, 1969) diye yazmasaydı, tümden umudu yitirmiş olmayacak mıydık gelecekten?

Rıfat Ilgaz, İbrahim Kıbrıs'ın söylediği gibi "hem dünyanın döndüğünü hem de dünyada neler döndüğünü öğretmek isteyen bir öğretmen ozandı" (5) ve Seval Esaslı'nın yazdığı gibi de "dünyanın alışkanlıktan değil, sevincinden döneceği günler başlasın" (6) diye yazdı!..

---

(1) Şükran Oğuz, Embiye Tahiroğlu, Rıfat Ilgaz'ın Çocuk Romanlarındaki İletiler: Rıfat Ilgaz Sempozyumu. (İstanbul: Çınar Yayınları, 2007), s. 363

(2) Bu devrim, yayınevi sahibinin soyadıydı, o da benim gençlik yıllarımda televizyonda yayınlanan Süper Baba dizisinin süper dedesi İhsan Devrim'di.

(3) Aydın Ilgaz, Sınıf'ın Efsanesi. (İstanbul: Çınar Yayınları, 2004), s.18)

(4) Şener Aksu, Aydının Tarihteki Rolü Açısından Rıfat Ilgaz: Rıfat Ilgaz Sempozyumu. (İstanbul: Çınar Yayınları, 2007), s. 460.

(5) İbrahim Kıbrıs, Türk Çocuk Şiiri Geleneğindeki Farklı Tutumuyla Rıfat Ilgaz: Rıfat Ilgaz Sempozyumu. (İstanbul: Çınar Yayınları, 2007), s. 317.

(6) Rıfat Ilgaz, Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra. (İstanbul, Çınar Yayınları, 1987), s. 119.