Bursa
Çok Bulutlu
21°
enBursa Haber
Esat Kaplan
Esat Kaplan
esatkaplan@enbursa.com

Değerli kardeşimden geçmiş Cumhurbaşkanımıza

28 Aralık 2017 Perşembe, 11:48

15 Temmuz gecesinden ve 16 Temmuz sabahından sosyal medyaya yansıyan onlarca, yüzlerce görüntü var.

Onlardan birinde, eli silahlı bir sivil, bir yandan yürüyor, bir yandan konuşuyor, bir yandan da yanındaki arkadaşına "Görüntü al, görüntü al" diyor. Aynı kişi "Fetullahçı ve laikçi köpekler"in devlete mukavemet etmeye çalıştığını, polisin talebi üzerine yardıma gittiklerini söylüyor. Görüntü sadece 45 saniye. Nerede çekildiği belli değil. Gerçek mi değil mi, bilemem. O kişi kim, ne iş yapar bilemem.

O geceden aklımda kalan binlerce kareden biri de bu... Tıpkı darbecilerin Gazi Meclis'i bombaladığı, masum sivillerin üzerine ateş açtığı, tankları kendi yurttaşlarının üzerine sürdüğü kareler gibi o da aklımda...

Kamuoyunda "sivillere yargı muafiyeti" olarak nitelenen Kanun Hükmünde Kararname (KHK) gündeme gelince o 45 saniyeyi hatırladım nedense...

Söz konusu KHK her ne kadar Meclis tarafından çıkarılmamış olsa da sonuçta bir hukuksal metin. Tartışmayı yapacak olan da doğruyu gösterecek olan da hukukçular. Eleştirilerin yerli yerinde olup olmadığını da yargıdan çıkacak kararlarla göreceğiz.

Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu, KHK'nın siyasette, özellikle de iktidar partisi içinde yarattığı tartışma. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurucu kadrosu içinde neden olduğu görüş ayrılıkları...

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, birkaç istisnayı saymazsak - ki istisnalar kuralı güçlendirir, "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışını benimsemiş bir siyasal oluşum. Başka deyişle "istişare" sonrası verilen karara kimse "gıkını" çıkarmıyor ya da çıkaramıyor. Ancak bu kez öyle olmadı. Partinin kurucusu, ilk Başbakanı, ilk Cumhurbaşkanı iki üç satırlık bir twitter mesajıyla gündemi bir anda değiştiriverdi.

Ne demişti 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hatırlayalım.

"15 Temmuz hain darbe teşebbüsüne karşı arkasına bakmadan sokağa çıkıp direnen kahraman vatandaşlarımızı koruma amacıyla çıkartıldığını düşündüğüm 696 sayılı KHK'nın yazımındaki hukuk diliyle bağdaşmayan muğlaklık, hukuk devleti anlayışı açısından kaygı vericidir. İlerde hepimizi üzecek olaylara ve gelişmelere fırsat vermemek için gözden geçirileceğini ümit ediyorum."

Gül'ün çıkışı elbette orta şiddette bir depreme yol açtı iktidar içinde. Genellikle kurucu kadroya karşı pek ses çıkarmayan parti ve hükümet sözcüleri, ve hatta milletvekilleri adeta veryansın etti. Elbette en önemlisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ne söyleyeceğiydi. O da Çad'dan Tunus'a geçerken, uçakta konuştu. Bana göre, sözleri son derece manidardı:

"Geçmiş cumhurbaşkanımızın muğlaklıktan bahsetmiş olması üzücüdür. Neye dayanarak siz böyle bir muğlaklıktan bahsediyorsunuz? Hangi madde sizi bu muğlaklığa itebiliyor? Bu üzücü olmuştur. Kendileri tarafından yapılan o açıklama, aldığı retweet'lerle süreci çok farklı bir yere doğru işletmiştir. Bundan önce de bu ifadenin yer aldığı dört ayrı KHK düzenlemesi yapıldı. Onların hiçbirine dair bugüne kadar kimse ses çıkarmadı. Şimdi bu son KHK'yı birileri köpürtmeye başladı. Oysa dediğim gibi bu sadece 15 Temmuz'u kapsayan bir olaydır. Bunun dışında hiçbir şey söz konusu değil. Biz bu düzenlemenin kararlılıkla ve aynen devamından yanayız. İddia edildiği türden, ilerde yanlış yorumlamalar gündeme gelecek olursa, o vakit gereken müdahale zaten yapılır. Öyle bir durumda, ya yargı ya da parlamento, gereği neyse yapar elbet."

Gereken müdahalenin nasıl yapılacağını bir kenara koyup asıl takıldığım ifadeye geçeyim: "Geçmiş Cumhurbaşkanımız..."

Okuyunca pek çoğunuz gibi 10 yıl önceye gittim, 24 Nisan 2007'ye... Erdoğan'ın "11. Cumhurbaşkanlığı adaylığı için yaptığım son değerlendirmeler, bütün bu araştırmalar neticesinde bir ismi ortaya çıkarmıştır. O da değerli, bugüne kadar beraber bu yolda olduğumuz, bu hareketi beraber kurduğumuz Abdullah Gül kardeşimdir."

Nereden nereye!..

Değerli kardeşim Abdullah Gül'den geçmiş Cumhurbaşkanımıza... 11. Cumhurbaşkanımıza bile değil yani...

Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bizzat kendi anlatımıyla ikilinin dostluğu Adalet ve Kalkınma Partisi'nden çok önceye, 1960'lara dayanır. Birliktelik Milli Türk Talebe Birliği çatısı altında başlar ve siyasette de devam eder. Görüş ayrılıklarının bu kadar su yüzüne çıktığı, medya üzerinden tartışıldığı bir dönem de kolay kolay olmamıştır.

Ve fakat normaldir...

"Değerli kardeşim" söyleminden "geçmiş Cumhurbaşkanımız" ifadesine evrilmeyi görünce aklıma iktidar partisinin tüzüğünü bizzat kaleme alan, ilk hükümette de Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan eski Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır, Yalçınbayır'ın İsmail Kemankaş'la yaptığı ve Aralık 2008'de Ekonomik Pusula gazetesinde yayımlanan söyleşisi geldi. Yalçınbayır, Erdoğan ile ilişkisini şöyle özetliyordu:

"Tayyip Bey'in başbakanlığı için Anayasa değişikliğine gitmek istiyorlardı. Yapılacak değişiklikle TBMM dışından Başbakan ataması gerçekleşecekti. Hemen karşı çıktım. Kişiye özel Anayasa olamayacağını belirttim. Tayyip Bey, çok kızdı ve bana dönerek, ilk kez "sen" diye hitap etti ve "Hukukçu değil, kanuncusun" dedi. Tayyip Bey, bana önce 'ağabey', sonraları 'bey ve siz', daha sonra da 'sen' diye hitap etti. Ben de buna bir ek yaparak, 'şut' diyorum."

Her şey ne kadar da açık ve net, değil mi?