Bursa
Çok Bulutlu
26.9°
Esat Kaplan
Esat Kaplan
esatkaplan@enbursa.com

Çevre hakkı kimin hakkı?

04 Haziran 2020 Perşembe, 19:01

"Kesilen bir iğde ağacı için / uykuların kaçmış / cezamız ağır ulu Atam / ormanlar tükenmiş de / kılımız kıpırdamamış."

Tahsin Şentürk'ün dizeleri neredeyse bir asır önce yaşanan bir olay ile bugünün karşılaştırması.

Bir yanda maden tesisleri, taş ocakları için ağaçlarını kepçeyle kökünden söken Türkiye, bir yanda tek bir iğde ağacı için gözyaşı döken, uykuları kaçan Atatürk!

Atatürk'ün çevreye bakışını anlamaya çalışırken ortaya konulacak çok önemli, çok da bilinen örnekler var:

"Yeşil Bursa"dan belki daha yeşil Ankara onun eseri, adını taşıyan Orman Çiftliği bozkırın nasıl bir vahaya dönüşebileceğinin göstergesi.

En çarpıcı örnek ise kuşkusuz çınar ağacını kurtarmak için Yalova'daki köşkü yürütmesi. Atatürk köşkü yürüttü, çünkü bir daha gözyaşı dökmek istemiyordu!

"O günün Ankara'sında bir tek iğde ağacı vardır. Mustafa Kemal, her gün o ağacın önünden geçerken arabasını yavaşlatır ve ağacı selamlar. Soluduğu havanın, yediği meyvenin, sığındığı gölgenin neferidir bu yaşlı iğde. Bir gün yine aynı seramoni gerçekleşecektir ki ağacın yolu genişletmek için kesildiğini öğrenir.

- İğde yaşlanmış ve çelimsiz bir ağaçtı. Fakat yaşıyordu. Baharda güzel kokular veriyordu, diye sızlanır,

- Bunun başka bir yolu yok muydu, hiç olmazsa bana sorsaydınız, bir çare bulurdum mutlaka.

Otomobiline biner ve hüngür hüngür ağlar.

Bir tek iğde ağacı için!"

Atatürk'ün Yalova'daki çınar için bulduğu çare, Ankara'daki yaşlı iğde için bulacağı çaredir!

Falih Rıfkı Atay'ın "Babamız Atatürk"te Çankaya Köşkü'nün bahçesiyle ilgilenen bir memurdan aktardığı anı daha da çarpıcıdır:

"Bahçeyi dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağaç Atatürk'ün geçeceği yolu kapıyordu. Ağacın bir yanı havuz, bir yanı dik bir yokuştu. Atatürk ağaca yaslanarak güçlükle karşı tarafa geçti. Atıldım,

- Emrederseniz hemen keseyim efendim, dedim.

Yüzüme baktı:

- Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi keseceksin, dedi."

Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Hrant Dink cinayetinin faili Ogün Samast'ın nerede çekildiği tartışma konusu olan fotoğrafının arkasında ne yazdığını anımsarsınız: "Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez!"

Bugün siyasal amaçlarla kullanılan bu sözü, acaba nerede, nasıl ve niçin söylemişti Atatürk?

Dönemin Tarım Bakanı Tahsin Coşkan anlatıyor:

"Yıl 1925. Paşa bir gün:

- Gel seninle yeni satın aldığım araziye gidelim, bir konuda fikrini almak istiyorum, dedi.

Gösterdiği alan, ortada sadece bir ahlat ağacının bulunduğu, çorak, bozkır bir alandı. Bana:

- Ne dersin, buraya tüm masraflarını cebimden ödemek suretiyle bir orman çiftliği kurmak istiyorum, dediğinde,

- Aman Paşam, buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı yitirir, dedim.

Bana uzmanlarla görüşüp bir rapor hazırlamamı söyledi. Bir süre sonra uzmanların 'olmaz' imzalı raporunu Paşa'ya götürdüm. Okudu, gülümsedi ve raporun kenarına bir şeyler yazıp bana verdi. Kağıdın üzerinde tüylerimi diken diken eden şu sözler yazılıydı:

'Burası vatan toprağıdır, kaderine terk edilemez.'"

Atatürk'ü anlamaya çalışırken, onun çevre hakkını salt "insanın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı" olarak görüp görmeyeceğini de düşünüyorum.

Kavramsal tartışmalara bakacak olsak, çevre hakkını insan hakları bağlamında tanımlamaya çalışacağız. İnsan haklarının 200 yıllık geçmişine bakıp, son aşamada çevre hakkının sadece bugünü değil, gelecek kuşakları da içine alan dayanışmacı bir hak olduğu sonucuna varacağız. Buna bir de küreselleşmeyi, bilimsel teknolojik gelişmeleri ekleyip çevre hakkının literatüre yeni giren bir kavram olduğunu söyleyeceğiz. Üstelik çevre hukukunun da çevre biliminin de sınırları henüz yeni çizilen bir dal olduğunu anlatacağız. Sonuçta "çevre hakkı herkesin hakkı, anayasaya göre devlet de bireyler de çevre hakkının yükümlüsü" diye kestirme bir sonuca varacağız.

Peki ama Atatürk'ü ağlatan iğde ağacının, köşk yürüten çınar ağacının, bozkırdaki ahlat ağacının... akarsuların, denizlerin... değişen iklime kanıp sonbaharda açan papatyanın, badem çiçeğinin, ne konuştuğumuz ne su verdiğimiz pencere kenarındaki menekşenin, doğadaki nice börtü böceğin... yaşam alanlarını giderek daralttığımız kedilerin, köpeklerin, balıkların, martıların... kaderine terk edilemeyecek vatan toprağının hakkı ne olacak?