Bursa
Açık
11°
enBursa Haber
Ersoy SOYDAN
Ersoy SOYDAN
ersoy.soydan@enbursa.com

Tek kent iki başkent: Lefkoşa

02 Nisan 2018 Pazartesi, 19:54

Bu yazımda sizlere Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'yı anlatmak istiyorum. 1974 yılında ikiye bölünen Lefkoşa, hem KKTC'nin hem de Kıbrıs Rum Yönetiminin başkenti.

Ada'da 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edilmiş. 1963 yılında iki kesim arasında çatışmalar başlamış. 15 Temmuz 1974 günü Yunanistan'daki Albaylar Cuntasının da desteğini alan EOKA lideri Nikos Sampson, Makarios hükümetini devirmiş. Beş gün sonra Türk ordusu denizden ve havadan harekata başlamış. BM Güvenlik Konseyi ateşkes isteyince harekat durmuş, Türk ordusu Girne'den Lefkoşa'ya kadar uzanan bölgeye sıkışmış. 15 Ağustos 1974 günü ikinci harekat başlamış, Mağusa, Erenköy, Karpaz çevresi Türk denetimine girmiş. Ancak ikinci harekat uluslararası kamuoyunda büyük tepkiyle karşılanmış, Türkiye'nin sınır çizmesi de, Kıbrıslı Türklerin kurdukları devlet de, hiçbir zaman kabul edilmemiş. KKTC'yi bizden başka tanıyan ülke yok. Bu yüzden ciddi bir izolasyon yaşıyor. Örneğin hiçbir uçak direkt olarak KKTC'ye uçamıyor, bu da özellikle turizmin gelişmesini engelliyor. 1974'te ikiye bölünen adada iki taraf çözüme ulaşmak için yıllardır görüşüyor, ancak hala ortada somut bir gelişme yok.

Ercan Havaalanına inen yolcuları, Beşparmak dağlarına işlenmiş devasa KKTC bayrağı karşılıyor. 482 metre boyundaki ve 275 metre enindeki bayrağın Dünyanın en büyük bayrağı olduğu söyleniyor. Mimozalı, akasyalı yollardan geçilerek Lefkoşa'ya varılıyor.

Lefkoşa, Trodos ve Beşparmak Dağlarının arasındaki Mesarya Ovasının ortasına kurulmuş. Mesarya Ovası 600 yıl öncesine kadar ormanlıkmış, bir zamanlar Kıbrıs'ı yöneten Lüzinyan kralları bu ormanlarda ava çıkarmış. Lefke'deki bakır madenleri yüzünden adanın ormanlarını yaka yaka bitirmişler, bu yüzden ova zamanla çoraklaşmış.

Kıbrıs'ın suyu Türkiye'den geliyor, memur maaşları Türkiye'den gelen parayla ödeniyor, yani ekmek de, su da Türkiye'den. Kıbrıs'ın suyu gibi nüfusu da taşımayla oluşmuş. Bunun en büyük nedeni ise üniversiteler. Elini sallasan üniversiteye değiyor Kıbrıs'ta. Dünyanın dört bir tarafından gelen öğrenciler KKTC ekonomisine can veriyor. Kıbrıs'ta kumarhaneler serbest. Tüm otellerin altı "casino". Öte yandan bahis oynanan onlarca yer de (bet) var. Ve bir de adını ilk defa duyduğum çok sayıda yerel banka Lefkoşa'da faaliyet gösteriyor.

Adada benim dikkatimi çeken şeylerden biri ise misafirlere çay ikram edilmesiydi, zira kendileri çoğunlukla Türk kahvesi içmeyi tercih ediyorlar. Bir başka ilginç özellik ise biletçilerin varlığı. Bütün toplu taşıma araçları biletli ve biletler arabaya ara duraklarda binen biletçilere veriliyor, bu arada biletçilerin işlerini çok ciddiye aldıklarını söyleyebilirim. Kıbrıs'ta İngiliz egemenliği fiilen bitmiş ama etkisi geçmemiş. Trafik soldan akıyor, prizler değişik, sterlin geçerli para birimlerinden biri. Pek çok şeyde İngiliz damgası var hala.

Asur belgelerinde Ledra olarak anılan kentin Lefkoşa'nın çekirdeği olduğu kabul ediliyor. MÖ 280 yılında Mısır Kralı Ptomely 1.Soter'in oğlu Lefkos kenti yeniden inşa ettirerek kendi adını vermiş. Lefkoşa adı kavak ağacı anlamına da geliyormuş. Lefkoşa'nın yıldızı Arap akınları döneminde parlamış ve Bizans döneminde adanın başkenti olarak kabul edilmiş. Nicosia adının ilk kez 1192 yılında yerli halk Tapınak Şövalyelerine baş kaldırdığında kullanıldığı söyleniyor. Kent en parlak dönemini Lüzinyanlar döneminde yaşamış. Daha sonra Venediklilerin eline geçen Lefkoşa, 9 Eylül 1570'te Osmanlılar tarafından fethedilmiş.

Lefkoşa, 200 bini güneyde 100 bini kuzeyde olmak üzere 300 bin kişinin yaşadığı bir başkent. Kenti Yeşil Hat ikiye ayırıyor, buradaki kapılardan güneye geçilebiliyor. Kıbrıslı Türklerin birçoğu Güneyde çalışıyor, oradaki okullarda okuyabiliyor.

Lefkoşa'nın etrafı surlarla çevrilmiş. Eskiden yerleşim, yalnızca surların içindeymiş, şimdi dışına da taşmış. 4,5 km uzunluğundaki Lefkoşa surlarının, on bir burç ve üç giriş kapısı bulunuyor. Günümüzde surların içine girişi sağlayan kapılar, yanlarına açılan yollar nedeniyle işlevini yitirmiş. Kapılardan ikisi güneyde, biri de kuzeyde bulunuyor. Kuzeydeki kapının adı Girne Kapısı. Venediklilerin 1567 yılında inşa ettiği kapı, 1821'de Osmanlı döneminde onarılmış ve üzerine kubbeli bir oda eklenmiş. Şimdi burası turizm bürosu olarak kullanılıyor.

Girne Caddesi'ndeki Mevlevi Tekkesi, Kıbrıs'ın en önemli yapılarından biri. Mevlevilerin Kıbrıs'taki merkezi olan tekkenin 17. yüzyılın başında inşa edildiği kabul ediliyor. Türkiye'de tekkeler kapatıldıktan sonra da faaliyetini sürdüren Mevlevi Tekkesi 1954 yılında Şamlı Selim Dede öldükten sonra kapanmış; semahane ve türbe dışındaki yapılar zaman içinde yok olmuş, 1963 yılında burada Kıbrıs Türk Etnografya Müzesi açılmış. 2002 yılında Mevlevi Tekke Müzesi olarak hizmet vermeye başlamış.

Mevlevi Müzesinin biraz ilerisinde Kıbrıs Türklerinin lideri Dr.Fazıl Küçük'ün müzesi yer alıyor. Burası Küçük'ün 1965 yılında Kıbrıs'a dönüp Halkın Sesi Gazetesini çıkardığı bina.

Sarayönü ise Lefkoşa'nın en önemli meydanı. Meydanın ortasında Venediklilerin Salamis harabelerinden getirip diktiği bir sütun var.

Kıbrıs'taki en büyük ve görkemli tapınağının Selimiye Camisi (St. Sophia Katedrali) olduğu kabul ediliyor. Lüzinyanlar tarafından inşa ettirildiği bilinen gotik katedralin yapımı yüz yıl kadar sürmüş, 1326 yılında kutsanarak ibadete açılmış. Lüzinyan kralları da burada taç giyermiş. Fetihten sonra camiye çevrilen yapının batı cephesindeki kabartmalar çok etkileyici.

Selimiye Camisinin bitişiğinde içinde bulunduğumuz günlerde onarımı süren Hagios Nikolaos Ortodoks Kilisesi yer alıyor. Lüzinyanlar döneminde inşa edilen gotik yapı Osmanlı döneminde çarşı olarak kullanıldığı için bedesten olarak adlandırılmış. Caminin diğer yönündeyse içinde elyazması eserler de bulunan 1829 yılında Sultan 2. Mahmut tarafından inşa ettirilmiş bir kütüphane yer alıyor.

Selimiye Camisinin doğusundaki Taş Eserler Müzesi de mutlaka görülmesi gereken bir yer. 15.yüzyılda Venediklilerce inşa edilmiş bu yapıda bir çok taş eser (armalar, mermer eserler, lahit ve sütunlar) sergileniyor.

Sarayönü'nden Selimiye Camisine kadar uzanan yol boyunca pek çok dükkan, Bandabuliya (Belediye Pazarı) ve iki tarihi han yer alıyor.

LEFKOŞA'DAKİ BURSA: BÜYÜK HAN

Lefkoşa'da Bursa'daki Koza Han'ın adeta kopyası olan bir han var. Büyük Han Kıbrıs'taki en önemli Osmanlı eseri olarak kabul ediliyor. Kıbrıs Beylerbeyi Muzaffer Paşa tarafından 1572 yılında inşa ettirilen Büyük Han bir iç avlunun etrafına dizilmiş 68 odadan oluşan bir yapı. İki katlı hanın Asmaaltı sokağına bakan ön cephesinde de 10 dükkan bulunuyor. Avluda alt katı çeşme olan sekizgen yapılı bir mescit yer alıyor. 2000 yılında restore edilen Büyük Han'da Kıbrıs'a özgü hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar bulunuyor. Burada Venedik döneminde adaya geldiği bilinen Leonardo da Vinci'nin de hayran kaldığı ve Son Akşam Yemeği tablosunda da kullandığı bilinilen Lefkara işi örtüler de satılıyor.

Büyük Han'ın karşısında da kırk dört odalı Kumarcılar Hanı yer alıyor. Aslında buranın adı Humarcılar (müzisyenler) imiş, zaman içinde Kumarcılar denilmiş. Birkaç yıl önce onarılan han Lefkoşa'nın en güzel mekanlarından biri olmuş.

ARABAHMET MAHALLESİ

Baf Kapısı yakınlarındaki Arabahmet Mahallesi de Lefkoşa'nın tarihi dokusunu koruyan yerlerinden biri. Burada son derece güzel sivil mimari örnekleri görülüyor. Mahalle adını suriçindeki on altı Osmanlı camisinden biri olan Arabahmet Camisinden almış. Sokak sokak gezilmesi gereken bir mahalle.

Şimdi etnografya müzesi olarak kullanılan Derviş Paşa Konağı da bu mahalledeki güzel konaklardan biri. 19.yüzyılda yapılmış iki katlı konağın sahibi olan Derviş Paşa Kıbrıs'ta çıkan ilk Türkçe gazete olan Zaman Gazetesini yayınlamış.

NASIL GİDİLİR?

Adanın ortasında yer alan Lefkoşa; Ercan Havaalanına 23 km, Girne'ye 26 km, Güzelyurt'a 56 km, Mağusa'ya 61 km, İskele'ye 62 km ve Dipkarpaz'a 131 km uzaklıkta. Türkiye'nin pek çok kentinden Kıbrıs'a uçak seferleri yapılıyor.