Bursa
Açık
9.8°
enBursa Haber
Demet Çoraklı
Demet Çoraklı

Sen değişirsen..

08 Aralık 2018 Cumartesi, 15:33

Kızım İdil, üniversitenin kısa tatilinde evde olmanın huzurunu kendine yaşatırken dışarı çıkmayı ihmal etmeyip; apartmanın önünde karşısına çıkan bir yavru kediye ilgi gösteriyor.

Vicdanın devreye girdiği bu zaman diliminde, yavru kedinin kendini sevdirmesi, İdil'in mama takviyesi ile buluşunca manzarayı tahmin edebiliyor insan..

Bizimkiler karşılıklı sevgi paylaşımındayken; apartman sakinlerinin eve giriş saatlerindeki bu saadete tanıklık edenler İdil'e ortak olup sevgi zincirine -kısa da olsa- eklenip evlerine çıkıyorlar!

İçlerinden biri, İdil'e "Sen mi besliyorsun bunları?" diye kalmayıp "Tutar mısın o canlıyı, geçemiyorum!" diyor..

Ben eve dönüş yolundayken İdil yaşananları aynen bu haliyle bir çırpıda sıralayıp; "Anne nasıl bu hale gelebilir ki insan! Asıl yavru kediyi kollamalı!" dedi.

Haklıydı..

Bu masumiyete ortak olunmasını isteyen yok!

Yok da, sunulan merhameti ve savunmasız bir yavruyu yermek de neyin nesi?

Sevginin varlığı/yokluğu yaşamımıza nasıl sirayet ediyor değil mi?

Ne çok şeyi görmezden geliyoruz!

Görmezden geldiklerimiz bakın nasıl da dolanıyor ayaklarımıza!

Harvard Üniversitesi'nin bilim insanları, "insan" yanımızla aradığımız sağlıklı ve mutlu hayatın formüllerine ulaşmak üzere 1938 yılında bir araştırma başlatıyorlar.

Bakın tam 75 yıl sürdürülen araştırmanın içeriği kısaca şöyle:

Öncelikle birbirinden bağımsız iki grup belirleniyor. İlk grup Harvard Üniversitesi'nde eğitim alan 268 erkek öğrenciden, ikinci grup ise Boston'da fakir bir mahallede yaşayan 12-16 yaşarası 456 erkek çocuktan oluşturuluyor. İki yılda bir katılımcılara yapılan anketlerde; iştatminleri, evlilikleri, sosyal hayatları hakkında sorular yöneltilirken her beşyılda bir de sağlık taramalarından geçiriliyorlar.

İki satırda özetlemiş olsam da üç çeyrek asrı kapsayan araştırmanın can alıcı saptamalarından biri; yaşam boyunca kurulan sağlıklı ilişkilerin sağlıklı ve mutlu bir hayat için kaçınılmaz olduğu!

Bilimsel verilere göre sağlıklı ilişkinin özü; yakınlarınızla aranızdaki güçlü bağlar, ilişkilerinizde yaşadığınız tatmin ve sizi destekleyen bir eş ile sağlam bir beraberlik!

Yanıltıcı olmasın! Sadece birileriyle ilişkide olmak veya bir kaç iyi arkadaş değil burada tespit edilen. Çünkü iyi bir hayat için sadece bu yeterli değil. Kuşkusuz ki saptaması yapılan; sevginin biçim bulduğu, süreklilik arz eden, içinde içtenlik, samimiyet barındıran ilişkiler! Yani emek verilen bu ilişkiler beden ve ruh sağlığınızın dengesini korumak için gerekli.

Kimine göre geçim derdi, kimine göre başarı hırsı gibi görünen, özünde bilinçaltımızda beslediğimiz sebeplerle en yakınlarımıza biçemediğimiz değerler ardımızda kırık kalpler bırakmamıza neden olabiliyor.

Harvard gibi bir bilim yuvasının özenle bilgimize sunduğu sonuca göre durumu değerlendirirsek; kendimizle barışık olduğumuz sürece aile değerlerinin korunduğu, sevginin karşılıklı değer bulduğu insanlar biriktirmek anlam katacaktır hayatımıza..

İnsana, insanca değer vermek ve karşılığını bulmak olarak da özetlenebilir!

Sadece bu da değil elbette, temelde olması gereken pek çok faktör var umudu yeşertebilmek, biraz mutluluk serpebilmek için.

Yaşadığımız evrenin tüm nimetlerini görebilmek, balkondaki sardunyaya, bahçedeki güle, parktaki ağaca, sokaktaki köpeğe, kapıdaki kediye de o özeni sunabilmek, sevgi ile merhamet besleyebilmek..

Apartman kapısında karşılaştığımızda, birbirimize içten bir selam vererek -sokak kedisine duyulan merhamete ortak olmasak da- saygı duyabilmek..

Kanımca, sevebilmenin ve sevmenin ölçülemez gücü, önce kendini sevmekten geçiyor! Sevginin görünmeyen yüzünü iliklerimize kadar hissettiğimiz anlarda doluyor mutluluk içimize!

Öze bakarsak; kendini kabul edip, bir insanı sevmekle başlayacak her şey..

Sen değişirsen,

gerisi gelecek,

hatta dünya(n) değişecek..