Bursa
Açık
18.3°
Cennet Yüzer Cankılıç
Cennet Yüzer Cankılıç

Şimdi gel de 'Bu virüs zaten bizde vardı' diyen Hoca'ya inanma!..

15 Mart 2020 Pazar, 00:53

ANKARA - Dünyayı saran coronovirüs salgını gerçekten hayvandan insanlara bulaşmış ve tedavisi bulunamayan yeni ve korkunç bir hastalık mı?

Yoksa;

Küresel şirketlerin yeni dünya düzeninde laboratuvarlarda üretip biyolojik silah olarak ortaya attığı denetimli bir hastalık mı?

Bilim adamları ve konunun uzmanlarının büyük bölümü birinci seçeneğin üzerinde dururken, bu hastalığın bir küresel senaryo olduğunu söyleyen uzmanların sayısı da bir hayli fazla.

Bunlardan biri de TV haber kanallarından, kanser ve beslenme alanlarında düzenlenen sempozyum ile panellerden ve bilimsel kongrelerden tanıdığımız ünlü hocalardan Onkolog Doç. Dr. Yavuz Dizdar.

Yavuz Hoca, sık sık sosyal medya hesaplarından ve TV kanallarından "Bunun küresel bir senaryo" olduğunu ve Türkiye'de zaten bu virüsün bulunduğunu söylüyor.

Dün de bir açıklamasına denk geldim.

Diyor ki:

"Düşünebiliyor musunuz, Dünya'nın 120 ülkesinde olacak, siz de olmayacak. Mümkün değil. Bu zaten Türkiye'ye gelmişti, vardı. Bizi enfekte etti zaten. Geçirdiğimiz griPlerin tanısını koyamıyoruz, ki çünkü bakanlık kit yapmıyor, buna yanaşmıyor. Geçirdiğimiz grip buydu zaten."

Hoca, normal griple bu virüsün belirtilerinin hemen hemen aynı olduğu vurgusunu da yaparken, ülkemizde resmi olarak görülmesinin zamanlamasına da dikkat çekti:

"Ne zaman ki IMF 50 milyar dolar yardım yapacağız dedi, Sağlık Bakanlığı hemen gece yarısı olağanüstü toplantı yaptı, 'bizde de var' dedi."

Hoca,bu senaryoyu ülkemizin ve dünyanın daha önce de yaşadığını söyledi:

"Kuş gribinde yaşadık, baktık bir anda tavuklar gitti. Sonra baktık aşıyı sattılar bize. Sonra domuz gribi salgını. Onda da aşı çıktı."

Doç. Dr. Yavuz Dizdar bu haslaığın da aşısının yapıldığını söyledi.

"Bunun bir aşısını çıkartmaya çalışacaklar, çıkmıştır. Aşının üretilmesi zor değildir ama kütlesel olarak üretmek zordur. Şu anda endüstri bunun için vakit kazanıyor zaten. Bakın görün bir sonraki virüs de adı 19 değil, 20 olacaktır zaten. Dünyanın sistemi böyle çalışıyor. Ama insanların içi rahat olsun, asgari önlemlerini alsınlar."

Hoca'nın bu aykırı ve bilim adamları ile Sağlık Bakanlığı yetkililerinin tepki gösterdiği bu "rahatlatan" sözlerine insan gerçekten inanmak istiyor. Hatta kendi ölçümde ara ara inanıyorum da.

Çünkü çok değil 20 gün kadar önce pek çok tanıdık gribe yakalanmıştı. Neredeyse salgın durumunda idi. Kuru öksürük ve boğaz ağrısı şikayetleri vardı. Hatta benim eski mahallemde bir sokakta oturan komşularımın evde düzenledikleri gün buluşmasına yüksek ateşten evde yatan bir komşularının da gelmesi sonrasında hemen hemen tamamı kuru öksürük, şiddetli boğaz yanmas, eklem ağrısı ve kiminde hafif, kiminde yüksek seyreden ateşten bir süre yataktan çıkamamışlardı.

Dün de Bursa'dan bir arkadaşımla görüştüğümde ablasının 5-6 gündür grib olduğunu, öksürüğünün geçmediğini, panikleyip doktora gittiklerinde korkulacak bir durum olmadığını, evde istirahat etmesi gerektiğini ve öyle her grib şikayetiyle gelen hastalara coronovirüs testi denilen kiti yapmalarının mümkün olmadığını, zaten bakanlığın da buna yanaşmadığını söylediğini anlattı.

Şimdi gel de Yavuz Hoca'nın ısrarla "Türkiye'ye geldi, vardı, bizi enfekte etti" sözlerine inanma...

Hatta bir kaç gündür Ankara'da yoğun Meclis mesaisi sonrası burnumun akmasına, hapşırmama, zaman zaman boğazımın yanmasına ve zaman zaman da hafifçe ateşlenmeme bakarsak "Ben de mi?" diye şüplelenmiyor değilim! (Ama öksürüğüm yok)

BÜYÜK KENTLER SAKİNLEŞMEYE BAŞLADI

Virüsün ülkemizde salgın boyutunda olmamasına rağmen Sağlık Bakanlığı'nın daha ilk vakanın görülmesinin hemen ardından doğru ve zamanında aldığı tedbirler ile medya ve kitle iletişim araçlarıyla sık sık halkı bilgilendirme, bilinçlendirme sorumluluğunda yürüttüğü çalışmalar netice verdi ve Perşembe günü bir anda başlayan o panik ve korku havası dağıldı. Aradan geçen 3 günün sonunda tüm kentlerimizde hareketli yaşam yerini sakinliğe bıraktı.

Dün Türkiye'nin 2. Büyük kenti ve başkenT Ankara'da hafta sonu olmasına rağmen yollar, sokaklar, marketler ve özellikle AVM'ler belki de uzun süre sonra ilk defa yarı yarıya boştu. Adeta yavaşlatılmış şehir statüsünde idi.