Bursa
Açık
33°
Cennet Yüzer Cankılıç
Cennet Yüzer Cankılıç

Covid-19'lu günlerim...

30 Nisan 2020 Perşembe, 19:30

Dünkü yazımda PCR testimin pozitif çıkması üzerine çocuklarımla Bursa Şehir Hastanesi'nde soluğu aldığımı yazmıştım.Ama Sağlık Bakanlığı benden daha hızlı çıktı. Çünkü hastaneye gelmeden kısa bir süre önce Aile Hekimimiz olduğunu söyleyen doktor aradı. Önce "kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Bir şikayetiniz var mı?" diye sordu. Ben de hiç uzatmadan "sanırım test sonuçları için aradınız" dedim. Doktor, "evet, ekrana düştü" dedi. Sonra da "Özel hastanede test yaptırmışsınız. Sizden ücret aldılar mı?" dedi. Ben de "Hayır almadılar, şimdi Şehir Hastanesi'ne gidiyorum" dedim.

İyi ki de buraya gelmişiz.

Tabii evden buraya gelirken bizi neyin beklediğini bilememenin, dünyanın savaştığı ve bilinmeyen bu hastalığın pençesine düşmüş olmanın verdiği karışık duyguları anlatmam mümkün değil. Sadece kendim olsam bu kadar tedirgin olmazdım, ama bir anne olarak yanınızda 2 çocuğunuzun da riskli olduğunu biliyorsanız durum farklılaşıyor...

Şehir Hastanesi'nin Acil bölümüne geldiğimizde bahçede 2 tane çadır vardı. Biri beyaz, diğeri yeşil. Bunlardan yeşil olanı triaj çadırı denilen olağanüstü hal durumlarında nakil amaçlı kullanılan çadır, diğer beyaz olanı da Sağlık Bakanlığı'nın hastalar için kurduğu standart ilaç temin çadırı.

Şehir Hastanesi'nin 3 acilinden biri enfeksiyon olarak sadece bu salgın için ayrılmış. Kapıdan içeriye girdiğinizde o özel giyimli sağlık çalışanları sizi karşılıyor. Önce kayıt yapılıyor, ardından ateşiniz, tansiyonunuz ölçülüyor, sonra dosyanızla beraber ilerideki doktorun yanına gidiyorsunuz.Öyle elle muayene yok. "Temas durumunuz? Ateşiniz hiç çıktı mı? Öksürük var mı? Nefes darlığı var mı? Eklem ağrıları var mı?" gibi standart sorular. Buradaki doktor sonra sizi arkasındaki özel ikinci bölmeye alıyor. Burada özel güvenlik önlemleri had safhada. İsim okunarak içire giriyorsunuz. Sosyal mesafe korunmuş. Biz gittiğimizde öğle saatleriydi. Önümüzde 15 hasta vardı. Önce çocuklar PCR testi için laboratuvara gönderildi. Ben de tomografi icin sıramı beklemeye başladım.

Burada aslında öyle güzel bir zincir kurulmuş ki, içeri giren hastalar için 3 tetkik var. PCR testi, tomografi ve kan testi (Özellikle CRP ve D-Dimer değerleri için). Beyaz ve yeşil kıyafetli astronot giyimli çalışanların doktor mu, hemşire mi, sağlık görevlisi mi olduklarını anlamanız mümkün değil. O kıyafetlerin içinde konuştuklarını kendileri de duyamadıklarından onların çalıştığı bölümde yoğun bir uğultu ortalığı kaplıyordu (İşte o an iyi ki doktor olmamışım diye sevindim!).

Sırada bekleyen hastaların kimi öksürüyor, kimi hapşırıyor, kimi ürkek, kimi korku dolu gözlerle öylece boşluğa bakıyordu. Arada bir de yanımızdan negatif basınçlı izole sedyelerde hastalar içeri getiriliyordu ki, hepimizin o anlarda içimizin ürperdiğini söyleyebilirim.

Biz hastanedeyken tarih 15 Nisan'dı. Yani ülkemizde vaka yoğunluğunun arttığı dönem. Zaten bir saate kalmadan içerideki hasta yoğunluğu bir hayli arttı. Neden sonra tüm tetkiklerimiz bitti, 2 saat sonra içeride tetkik sonuçlarını değerlendiren doktorun yanına gititğimizde, çocukların ikisinin de testlerinin negatif çıktığını duymak beni rahatlattı, ama büyük oğlumun tomografisinde ciğerinde küçük bir lekelenme vardı. Hem yorgunluktan hem de gözündeki maskeli gözlüğün buharlanmasından sık sık silmek zorunda kalan doktorumuz bilgisayar ekranına yapışmış vaziyette, "Biz normalde ciğerlerinde leke olanları testleri negatif çıksa da vaka kabul edip hastaneye yatırıyoruz. Ama artık küçüldüğü için yatırmıyoruz. Ateşiniz ve nefes darlığınız gibi bulgular da olmadığı için sizi takibe alıyoruz. Şimdi üçünüze ilaç tedavisi uygulayacağız, evde kendinizi izole edeceksiniz. En ufak bir şikayet veya farklılaşma durumunda hemen buraya geleceksiniz" dedi.

Bize önce çıkış belgesi durumundaki karantina sözleşmesini imzalattılar, ardından "14 gün sonra gelip yeniden test yaptıracaksınız" dediler ve çıkışta bahçede kurulu olan beyaz çadıra gönderdiler. Orada bize Sağlık Bakanlığı'nın standart tedavi protokolu olan ayrı ayrı poşetlenmiş, içinde 5 günlük iki ilaç paketi verdiler. İlaçların biri salgınla mücadelede ilk teşhiste uygulanan ve Bakan Koca'nın da geçen gün "böylelikle hastaların yoğun bakıma geçişini önledik, başarı sağladık" dediği hidroksiklorokin ile antiviral ajan oseltamivirdi.

Sonrasında biz 5 gün bu ilaçları kullandık. 10 gün sonra büyük oğlumun öksürüğü, küçük oğlumun da boğaz ağrısı geçti. Benim ilk 7 günün sonunda boğaz ağrım hafiflerken, sesim düzelmeye başladı, ama bu sefer de şiddetli bir baş ağrısı, beraberinde omuzlarımdan parmak uçlarıma kadar yayılan tarifini yapamayacağım bir ağrı yaşadım. Bu süre zarfında Aile Hekimimiz gün aşırı arayarak bizi sürekli kontrolde tuttu.

Ve 14. günün sonunda yani 2 gün önce Şehir Hastanesi'ne giderek yeniden test yaptırdık, hepimiz negatif çıktık. Sevindik mi? Elbette hastalığı yenmiş olmanın bir rahatlığı ve sevincini yaşadık ama, bu buruk bir sevinç. Biz süreci hastaneye yatmadan evde atlatmamıza rağmen 14 gün çok zordu. Hem semptomların hafiflemesi anlamında hem de belirsiz hastalığın yarattığı psikolojik anlamda.Allah hastanede tedavi olanların yardımcısı olsun.

Yalnız şunu bir kere daha belirtmeliyim. Türkiye bu süreci hakikaten dünyaya örnek bir şekilde yürütüyor. Hastalığın çıkmasından, iyileşinceye kadar takibini yapıyor. Ve devletin şefkatini, sıcaklığını yanınızda hissediyorsunuz. Bu bile insana büyük güven veriyor. Siz bakmayın dışarıdan gazel okuyanlara. Muhalefet yapacağım diye çırpınanlara. Gerçek bu, Hükümetin başkanlığında, Sağlık Bakanlığı'nın koordinasyonunda, sağlık çalışanlarının özverili çabalarıyla başarılı bir virüs savaşı veriliyor.