Bursa
Açık
31.5°
Cennet Yüzer Cankılıç
Cennet Yüzer Cankılıç

Ben de istemez miyim bir Kanada Başbakanı gibi konuşmasını...

01 Nisan 2020 Çarşamba, 20:23

Cumhurbaşkanı Erdoğan, pazartesi akşamı "Biz Bize Yeteriz Türkiyem" sloganıyla bir yardım kampanyası başlattı ya, aman Allah'ım siyasi çevreler ile sosyal medya o günden bu yana deyim yerindeyse yıkılıyor. Vurun abalıya misali.

"Devletin kasasında para yok, milletten medet umuyor" ana temasında top döndürülüyor. Velev ki öyle. N'apacağız? Hep birlikte oturup ağlayacak mıyız? İş yerlerimizi kapatıp, zenginle fakir arasındaki uçurumu öyle seyredip, karnı aç olan ihtiyaç sahibine bakmayacak mıyız? Yardımlaşmayacak mıyız?

Ben de istemez miyim Kanada Başbakanı Trudeau gibi benim Devlet Başkanım Erdoğan'ın çıkıp da "Parayı düşünmeyin, işimi kaybeder miyim diye korkmayın, siz sağlığınızı düşünün, para bizim işimiz. Size destek için 83 milyar dolar ayırdık" demesini...

Ama yok işte.

Ülkenin imkanları belli. Ve hepimiz de bunu gayet iyi biliyoruz. Öyle olmasa çıkıp da 100 milyar TL'lik destek paketi açıklanır mıydı? Bankaların direnç göstermesine seyirci kalınır mıydı? Sektörler arasında ayrım yapılır mıydı?

Doğruya doğru. Bir Avrupa ülkeleri kadar, bir ABD, bir Kanada, bir Japonya dahası bir Katar kadar ekonomik gücümüz yok.

Avrupa ülkelerinde milli gelir 40 bin ila 50 bin dolar arasında. ABD'de 59 bin dolar, Japonya'da 38 bin dolar, Katar'da 88 bin dolar. Bizde ise 2019 yılı verileriyle 9 bin dolar. Dünya ülkeleri sıralamasında 76.

Ama gelin görün ki, çok değil 4-5 ay öncesine kadar ekonomi, refah, insan hakları ve demokrasi de hep bir numarada olan, güçlü bu ülkeler şimdilerde teker teker dökülüyor. Avrupa ülkelerinin başbakanları, devlet başkanlarının içine girdikleri yönetimsizliğe bir bakın. Ekonomik anlamda güçlü olmalarına rağmen bir anda salgınla karşı karşıya kalınca ne yapacaklarını şaşırdılar, bocaladılar. Savunma mekanizmaları yerle bir oldu. Sağlık sistemleri çöktü.

Her gün yüzlerce can kaybı nedeniyle ülkelerini acizlikten yönetemez duruma düştüler.

O yüzden refah ve demokrasi ülkesi diyerek yıllar önce AB'yi tercih eden vatandaşlarımız, bugün arkalarına bakmadan yurda dönüyorlar. Neredeyse havalimanında toprağı öpecek durumdalar.

Biz de ise başından beri iyi yönetilen bir salgın hastalığı süreci var. Onlar hiç bizim gibi darbelerle, üst üste gelen doğal afetlerle, finans baskılarıyla, terör şiddetiyle, toprakları parçalanmak tehdidiyle, ekonomik krizlerle, coğrafyasındaki iç savaşlarla, milyonlarca mülteci akınıyla karşı karşıya kalmadılar. O yüzden şimdi virüs salgınıyla karşılaşınca kriz yönetimini beceremediler. Türkiye bu konuda daha tecrübeli olduğu için önlemlerini önceden aldı. Savunma mekanizmalarımız, sağlık sistemimiz ve toplumsal dayanma gücümüz yüksek.

Son 15 yıldır yaşadığımız krizlerden dolayı bir türlü milletçe belimizi doğrultamadık. Doğru, devletimizin kasasında öyle AB ülkeleri gibi hazinemiz yok. Ama bu demek değildir ki, vuralım devlete.

Devleti korona virüsten dolayı ihtiyaç sahiplerine yardım kampanyası başlatıyor, diyerek dilencilikle itham etmek, her şeyden evvel içinde bulunduğumuz süreci bırakın, normal zamanda dahi kabul edilemeyecek bir durumdur. Devleti aşağılamakla eş değerdir. Ayrıca Türkiye'nin kendi içinde milletiyle el ele verip dayanışması ne ilk ne de son olacak.

O yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün İl Başkanlarıyla yaptığı video konferans toplantısındaki sitemine ve tepkisine sonuna kadar katılıyorum.

Bir çeşit halka sesleniş gibi gerçekleşen toplantıda "Kampanya için çok çirkin yorumlar var" diyerek o kesime sert cevap verdi:

"Birçok spekülasyonlar yapılıyor. Devletin dilencilik yapmaya başladığı gibi çirkin sözler kullanılıyor. Devletimiz şu an İçişleri'miz ile attığımız, yaptığımız yatırımlar rakamlarla ifade edilmez. Muhalefetin ağzından çıkanı kulağı duyması lazım."

Sonra da tavsiye de bulundu:

"Şimdi siyaset yapma zamanı değil. Biz bugün birlik olmayacaksak ne zaman birlik olacağız, bugün dayanışma içinde olmazsak ne zaman olacağız?"

Evet , şimdi siyaset yapmayacağız. Beğenmesek de Devletimizin yanında olacağız. Hiç merak etmeyin, hele bir şu günleri atlatalım. Sonra siyasi çatışmalarımıza da, kavgalarımıza da, kutuplaşmalara da kaldığımız yerden devam ederiz.