Bursa
Açık
32.3°
Cennet Yüzer Cankılıç
Cennet Yüzer Cankılıç

AK Parti önce kendi insanını yiyor!..

22 Ocak 2020 Çarşamba, 23:33

Beni derinden üzmesine rağmen bu sefer de sineye çekecektim, ama her hafta enbursa.com'da Yüksel Baysal arkadaşımla yaptığımız "Siyaseten" programında, moderatörümüz Esat Kaplan, "Yazınızı göremedik, siz Cumartesi günü AK Parti İl Başkanlığı'nın düzenlediği toplantıya gittiniz mi?"diye sorunca ben de mecburen "Hayır, davet edilmedim. Unutulmuşum. İl Başkanlığı'nın basın listesinde ismim yokmuş" demek zorunda kaldım.

Bu kentte 30 yıldır gazetecilik yapıyorum. Sağ tandanslı, merkezde bulunan yazar olarak da "bu ülkeye kim gerçekten hizmet ediyorsa onun yanında yer alırım ve o davanın hizmetkarlığını yaparım. Yarın eğer ki Ak Parti veya Cumhurbaşkanı dahi bu davaya ihanet ederse, ben yalnız da kalsam yerimden kıpırdamam" paylaşımlarım için geriye dönük bakabilirler. O yüzden 2001'den bu yana Recep Tayyip Erdoğan'ı ve partisi AK Parti'yi destekledim. Davet geldi, aktif olarak görev yaptım. 2 kere milletvekili adayı, milletvekili aday adaylıkları, il başkan yardımcılığı görevlerinde bulundum. Hiçbir sıfatım olmadan sahada oy istedim. Beni milletvekili yapmadılar diye - örneklerinde olduğu gibi kızıp kaleme sarılmadım. Davamdan, çizgimden sapmadım. Bugün de söylüyorum, ben Ak Parti'nin Milli Görüş kanadından değilim, bir yerlere gelmek için ne Umre'ye gittim, ne tarikat ve cemaatlerin kapısından girdim, ne Pensilvanya'ya turistik gezide bulundum ne Külliye'ye, ne de gelmiş geçmiş bakanlar ile il ve ilçe başkanlarının, belediye başkanlarının peşinden koştum. Kapalı kapılar ardında rant paylaşımlarında da bulunmadım.

Ama inandığım, dürüst bulduğum, kente ve ülkesine katkı sağlayacakların hep arkasında durmaya çalıştım, yazılarımla destekledim. Kişileri birbirine kırdırmadım. Bu meslekte hem gazeteci olup hayatını idame ettirmeye çalışmak, hem de siyasi aktör olmak zordur, zaman zaman ben bu ince çizgiyi ihmal etmiş olsam da, zarf usulü çalışan gazetecilerden veya kendini gazeteci diye tanımlayanlardan olmadım. Partiye, yöneticilerine ve Cumhurbaşkanı'na kızan, politikalarını beğenmeyen, eş, dost, meslekdaş, tanıdık, tanımadık sosyal medya sayfalarımda hakarete varan yazı ve paylaşımlarda ve gerçek dışı iddia ile ithamlarda bulundu. Halen bunları besleyenler var ki, kim olduklarını biliyorum. Kimseye de dertlenmedim. Kiminde sessiz kaldım, kiminde tek başıma yargı yoluyla mücadele ettim ve ediyorum da.

Ancak, insanı en çok üzen inandığın, savunduğun davanın, yol arkadaşın olarak benimsediğin, gördüğün kişilerin sırf parti içi ekip veya iktidar mücadelesi veya dışarıdan yönlendirmeleri neticesinde seni görmemeleri, en basitinden bir toplantıya tüm basın mensuplarını, saldıran, vuran, çakanlar da dahil olmak üzere çağırıp da seni unutmaları...

Aslında bu sadece Cennet, Mehmet, Fatma, Ayşe meselesi de değil. Zira son birkaç yıla kadar böyle bir durum yoktu. AK Parti'nin bugün geldiği nokta iktidar sarhoşluğunda yozlaşması, rant ve makam içinde kaybolması, yorgunluğu, kibiri, insan ayırt etmesi, ekip adı altında kendi çevresinden takım kurması, vefasızlığı. Hep derim, AK Parti önce kendi nitelikli yetişmiş insanını yiyor. 19 yıl partiye hizmet etmiş onlarca, yüzlerce, binlerce insanı, parti emekçisini, delegeyi, mahalle temsilcisini, il, ilçe başkanını, yöneticilerini, belediye başkanlarını ve bakanlarını, her yerel ve genel seçimlerde, her kabine değişikliğinde öteleyen, dışlayan, hatta onlarla düğün ve ölüm gibi cemiyetlerde dahi aynı kareye sanki vebalı imiş gibi girmemeye özen gösteren bir duruma büründü. Çok net söylüyorum. Bugün görevde olan belediye başkanları, il başkanları yarın bir devir teslimde, aynı durumdan yakınır hale gelecekler. Bugün ötekileştirerek bizim AK Partililiğimizi sorgulayanlar, aslında kendi AK Partililiklerini sorguluyorlar, ama fakında değiller.

AK Parti önce kendi siyasetçisine, emekçisine, gazetecisine, aydınına sahip çıkacak ki, onlar arkasında dimdik dursun, doğrusunda doğru, yanlışında yanlış diyebilsin. Sonra da vatandaşına sahip çıkabilsin.

Merhum Başbakan Necmettin Erbakan Hoca, "Türkiye'de bir takım medya kuruluşları, holdingler devletin parasını hortumluyorlar. Onların nefesini keseceğim" demişti. Bu sözlerinin hemen arkasından 28 Şubat postmodern darbesi geldi. Çünkü Hoca, hükümet kurup, hükümet deviren İstanbul sermayesinin sistemine çomak sokmuştu. Hoca koltuğunda yalnızlaştı, fazla duramadı.

Neden? O'nun ve hükümetinin arkasında onu savunacak rektörü, aydını, gazetecisi yoktu da ondan.

Bugün de aynısı yaşanıyor. Bilal Erdoğan, önceki gün çıkıp da "Cumhurbaşkanımız geçmiş önümüze yara yara gidiyor, dünyanın dört bir yanında dünyanın en büyük aktörleriyle masaya oturuyor. Artık bizim arkadan gelenler olarak bu arkayı iyi desteklememiz lazım. Neyle fikirlerle, projelerle, hayallerimizle desteklememiz lazım" demez ve "Şu anda Cumhurbaşkanının arkasında aydın denecek bir rektörümüz, fikir adamımız, gazetecimiz yok" diyerek yakınmazdı.

Birkaçını kapsam dışı tuttuğumuzda, Tayyip Erdoğan'ın son 10 yılda merkez medyasının algı yönetimini kırmak amacıyla oluşturduğu bu yandaş medya bugün işi öylesine abarttı ki Cumhurbaşkanı Erdoğan'a düzdüğü methiyelerle AK Parti teşkilatlarıyla yarışır hale geldi.

Bu sadece benim tespitim değil. Partinin en üst kademesindeki aklı selim yöneticiler, dışarıdan bu camianın destekçisi, başta gazeteci Abdurrahman Dilipak olmak üzere gazeteci ve aydınlar, milletvekilleri, belediye başkanları "Tayyip Bey'in yarattığı medya bugün onun en büyük düşmanı durumuna geldi" diye yazılar yazıyorlar.

Üzülerek ifade ediyorum:

Öncelikle meslektaşlarımın çoğunun affına sığınıyorum ve genelleme yapmıyorum. Ama parayla satın alınan siyaset yorumcuları, anket firmaları, aydın ve bazı gazeteciler, medya kuruluşları ile kendini gazeteci olarak tabir eden sosyal medya çakarları ancak o parayı verenin, yani şahsın düdüğünü çalarken, partinin davasına, insanına, başkanlarına, bakanlarına da çakıyorlar. Böyle olunca vatandaş da AK Parti'ye çakıyor...