Bursa
Açık
20.1°
enBursa Haber

'Sen zaten...'

YAŞAM , 08 Kasım 2019 Cuma, 10:26

"Büyük politik meselelerimiz, aslında evlilik problemlerimizden çok karmaşık değil!.." Gökhan Yavuz Demir yazdı...

'Sen zaten...'

Modern politik bir ideoloji olarak muhafazakârlığın temel iddiası estetiği, geleneği, değerleri, kültürü, sosyal düzeni, toplum yapısını vb. muhafaza etmektir. Bizdeki muhafazakâr iktidarların literatüre katkısı ise hem muhazafa edip hem de "çağ atlatmak"tır. İçlerinden biri dahi ülkenin durumunu muhafaza ederek, nasıl çağ atlattıklarını merak edip sormaz. Belki de çetrefil bir sorunu daha da çetrefilleştiren bu yaklaşımlarımız sayesinde, Yeni Türkiye'nin hiç değişmeyen eski problemleri karşımızda bağdaş kurup oturmayı hâlâ sürdürebiliyor.

Ülke sürekli çağ atlasa ve yeni "yeni" başlangıçlarla düşmanlarını hayrete düşürse bile kavgacılığımız, kavgadan uzak duramayışımız hiç değişmiyor. Mesele edilemeyecek denli ufak tefek şeyler, bir evin içinde bir karı kocanın hayatını zehredebileceği gibi, politik hayatta da politikacıları çok rahat birbirine düşürebiliyor. En ufak bir kıvılcımla insanımız harlanıp kabadayıya dönüşebiliyor. İşin tuhafı hiçbirimizin, bizi bir kabadayıya dönüştüren bu tartışmanın en azından iki taraf gerektirdiğini anlayamaması. Karşılaştığımız haksızlığın yahut yanlış anlamanın meydana gelmesinde kendi katkımızın da olabileceği hiç aklımıza gelmiyor.

İnsan ilişkilerinde kimi kez ne yaptığınızdan çok nasıl yaptığınız belirleyicidir. Eşinizi sevindirmek için akşam işten gelmeden ona güzel bir sofra kurun ve o daha masaya kurulmadan "haydi zıkkımlan," deyiverin. Eşinizi sevinmeyip kızdığı için suçlayabilir misiniz?

Gündelik dilin başımıza en çok bela açan kullanımlarından biri "sen zaten," diye başlayan cümle türüdür: "Sen zaten böylesin," "sen zaten ne bilirsin," "sen zaten ancak şikâyet edersin," vb. Muhtemelen bu cümleyi başkaları için ölçüsüzce kullanırken, kendimiz hakkında kurulmasına ise asla tahammül edemeyiz. "Sen zaten böylesin"le başlayan bir tartışmadan hayırlı bir şey çıkmayacağı, aksine öfke, tepki ve kavga çıkacağı aşikârdır. Sandığımız gibi "sen zaten böylesin," bir eleştiri değil, basbayağı bir suçlamadır ve suçlama ise insan ilişkilerinde savaş ilanıdır.

Sürekli yanlış anlaşılmaktan yakınıp karşısındakinden anlayış bekleyip, karşısındakini anlamayı hiç denemeyen birinin bu suçlama karşısında geliştirdiği en etkin savunma da saldırıdır: "Sen asıl kendine bak!"

Evdeki eşlerden ideolojileri fark etmeksizin politik partilerin her birine, tarafların kavgası asla anlaşılmak için değil, daima zeytinyağı gibi üste çıkmak için yapılır: "Sen zaten beceriksizsin-asıl sen beceriksizsin," "sen zaten hırsızsın-asıl sen hırsızsın," "sen zaten kabasın-asıl sen kabasın," "sen zaten vatan hainisin-asıl sen vatan hainisin..."

Ezcümle tarafların iddiası şudur: "Biz doğrunun kalesiyiz. Hep biz haklıyız. Karşımıza geçen herkes tu kakadır!" Böyle bir akıl yürütmeden herhangi bir soruna herhangi bir çözüm bulunabilir mi peki?

Çevrenizdeki mutsuz evliliklerde taraflardan birine niçin suratının beş karış olduğunu sorun. "Eşim beni ihmal ediyor," gibi bir cevap alırsınız büyük ihtimalle. Bu cevabı veren kalbi kırık eş, diğer tarafın kendisini belki de somurttuğu için ihmal etmekte olabileceğini, kendisi öyle suratsızken eşinin yanına gelmek istemeyebileceğini aklına getirmez. Bazen büyük politik meselelerimizin de evlilik problemlerimizden çok karmaşık olmadığını düşünüyorum.

Karşısındaki tarafından sürekli anlaşılmayı bekleyip bu arada kimseyi anlamaya çalışmamak ve yorulmaksızın anlaşılmamaktan ve yanlış anlaşılmaktan şikâyet etmek, sadece bitmek bilmeyen atışmaların çıkmazlarında insan ömrünün iltihaplanmasına yol açar.

Birbirimizin önüne diktiğimiz her mutsuzluğun kaynağında yine birbirimizin olduğunu, ah bir anlayabilsek...