Bursa
Açık
28.3°
enBursa Haber

Rüya bu ya!..

YAŞAM , 07 Haziran 2018 Perşembe, 17:18

Bursa'nın belleği Turgut Akben, bir rüya gördü... Evet, anlattıkları bugün için, Bursa'nın o güzelim "yeşil" halini bilmeyenler için gerçekten rüya... Ve gerçekten hepsi yaşandı... Üstelik çok uzun bir zaman diliminde de değil. Bundan sadece 65-70 önce, bugünkünden çok daha farklı, bugünkünden çok daha güzel, bugünkünden çok daha estetik, bugünkünden çok daha yaşanabilir bir Bursa vardı. Turgut Akben, çocukluğunun Bursasını enbursa.com için kaleme aldı.

Rüya bu ya!..

Bir rüya gördüm. 65-70 yıl öncesiymiş, ben daha sekiz dokuz yaşlarındayım. Bursa'da Muradiye Mahallesi'nde Muradiye Camisi karşısında, bahçe içerisinde üç katlı ahşap Bursa evinde.

Bahçe deyince... Öyle bir bahçe ki; ekşi ve tatlı iki nar ağacı, kızılcık, siyah incir, ayva, tabii ki koruk ve asma, ortasında Pınarbaşı suyu ile bir havuzu barındıran bir bahçe.

Şimdilerde asfalt olan Arnavut kaldırımlı caddeden geçen at arabalarının çıkardıkları sesler ve 24 saat çalıştıklarından sakinleri rahatsız etmeyen, mahalle aralarında çalışan dokuma tezgahlarının çıkardıkları mekik seslerinden başka ne gürültü, ne ses geliyor dışarıdan.

Rüya bu ya!

Birden büyüyorum, bu günlere geliyorum. Caddeden geçen ne at arabası, ne de Arnavut kaldırımı kalmış.

Eskileri arıyorum, at arabası ile hizmet veren belediye temizlik işçilerini (çöpçüleri), yaz kış kravatlı omuzlarına astıkları oldukça büyük deri çantaları ile postacıları, akşam üstleri ellerinde çıngırakları ile iki omuzu üzerinde uzun bir ağaç teraziyi andıran bir düzenekle geçen yoğurtçuları... Daha mı? Neler yok ki, günlük yaşamda eve lazım olan; mesela yaz aylarında Uludağ'dan eşeklerle çuvallar içerisinde getirilen kar var...

Ama nerede, herkese soruyorum. Kimseden çıt çıkmıyor. Kimse bilmiyor. Derken bir ses duyuyorum: "BEN ARADIĞIN BURSA'yım, beni dinle. Bilemiyorum mutlu olur musun? Aradığın, duymak istediğin şeyler olabilir mi?" diyor ve devam ediyor:

"Keşke doğduğun ev, yaşadığın büyüdüğün mahalle, o cadde öyle kalsaydı. Asfalt yolları ve modern binaları başka yerlerde hayata geçirip tanısaydınız.

Niye benim profilimi bozdunuz? Sen de ve senin gibiler de yabancı kaldınız bu şehirde.

Sadece senin doğup büyüdüğün mahalle mi? Neleri yok etti bu şehri yönettiğini zannedenler, zaman içerisinde.

Hatırlar mısın? Muradiye Camisinin hemen yanındaki türbeler ve oradaki manolya ağaçları, manolyalar açtığında bütün mahalle manolya kokardı. Türbelerde görevli bir Ömer Amca vardı. TÜRBEDAR derdiniz. Türbedar Ömer Amca, zaman zaman kestiği manolyaları cami çıkışlarında mahalleliye verirdi. Manolya eve geldiğinde tembih edilir koklanmaması için, çünkü koklandığında sararır ve solardı (Koklamaya kıyamam benim güzel manolyam). Şimdilerde türbedara ne deniyor ben de bilmiyorum. Bir bakan var ama, sorarsın diye söyledim. Yine bakan, koruyan bir görevli olacak ama 'Türbedar Hasan Efendi, Türbedar Rüstem Efendi gibi' olsaydı. Ben bu sıfatın kullanılmamasını bile yadırgıyorum.

Motorlu araç sayısı yok denecek kadar azdı. Yarım saatte bir belediye otobüsü geçerdi. Bazı duraklarda "İHTİYARİ" yazardı; inecek, binecek varsa dururdu. Hatırımda kalan ÇUKURKÖŞK durağı böyleydi. Dolmuş taksi ne gezer, 50'li yıllarda bir iki dolmuş ile tanıştı Bursa. Belediye otobüslerinde görevli şoför ve biletçiler yaz kış kravat takarlardı, özel şapkaları vardı. Her zaman traşlı olurlardı (şimdiki gibi haftada bir sakal tıraşı olmazlardı).

Muradiye'den, "KIRK MERDİVENLER"den veya Cilimboz deresinin suyu ile çarkı dönen değirmenin (ÇARKLI DEĞİRMEN) önünden Altıparmak'a indin mi; Ulucami'ye, Heykel'e doğru çıkan Altıparmak caddesinde bahçe içerisinde iki katlı evler vardı, Yahudiler otururdu, hatta bu semte " YAHUDİLİK " denirdi.

Kırk merdivenlerin başındaki Yağcı Cemal Bey Köşkü, dört katlı ahşap fevkalade güzel bir mimarlık örneği idi. Doğum evi olarak kullanılırdı.

Çarklı Değirmen'den inildiğinde caddenin başlangıcında dönemin valisi Haşim İşcan tarafından ilkokul olarak inşa edilen bina (şimdiki OSMANGAZİ Kaymakamlığı), karşısında ÇİVİSİZ KÖŞK, onun karşısında TURİNG OTELİ (Fransız Brotte ailesine ait olduğu söylenirdi), kot olarak caddeden yüksekte olan bir bahçesi ve arkasında otel binası, otelin kotu arka cadde.

Bunlar nerede? O güzelim cadde ve nadide aksesuarları, o güzelim, hepsi şehir içinde birer villa özelliğini taşıyan evler nerede, ne yaptınız?

Neye özendiniz bilinmez ama değerlerinizi bir bir yok ettiniz.

Şimdilerde beni belleklerinizde kalanlar ile anlatmaya çalışıyorsunuz ama kimse anlamıyor ki!

"Yeşil Bursa" diyorsunuz insanlar yeşile hasret, yeşilimi yok ettiniz?

Tarih diyorsunuz, tarihi eser diyorsunuz gösterecek şeyiniz beş parmağınız kadar kalmış.

Bursa evleri diyorsunuz kaç tane gösterebilirsiniz?

Ne var?

Yeni yeni modern binalar, Batı hayranlığı ve özentileriniz bu duygularınızı tatmin etmek ve hayallerinize ulaşabilmek adına değerlerinizi BENİ heba ettiniz.

Evlerinize kadar gelen doğal sularınızı yok ettiniz, plastik şişelerle su alır oldunuz, O'nu bile küstürdünüz!

Gaflet içerisinde bunları değişim, iyileşme olarak kabul edip seyirci kaldınız.

Şimdilerde arıyorsunuz.

Başlangıçta Batı hayranlığı ile hayal ettiğiniz şeylere sahip oldunuz ama, gerçek değerlerinizi hayal eder oldunuz.

Uyanın artık; kaldıysa kalanlara sahip çıkın."

Uyan efendi uyan...

Ohhhhh beeee ne rüya...!

Uyandım ama sadece Bursa'nın anlattıklarını HAYIRDIR İNŞALLAH diyerek yorumlamaktan başka elimden bir şey gelmiyor. UYUR GEZER gibi.

GÜNAYDIN.............

İnşallah aydın günler görür, bizden sonra gelenler.

Saygı ve sevgiyle...