Bursa
Parçalı Bulutlu
28.3°

Nagehan Alçı'dan Yılmaz Özdil, Fatih Portakal ve Emin Çölaşan'a eleştiri

GÜNCEL , 06 Temmuz 2020 Pazartesi, 12:33

HaberTürk gazetesi yazarı Nagehan Alçı, Türkiye'deki derin kutuplaşmanın kendisini barolar tartışmasında da gösterdiğini, bu konuda da ortak akılda buluşmanın imkânsız gibi göründüğünü belirtti. Alçı, "Bekir Ağırdır'ın isabetle tanımladığı gibi Türkiye üç ayrı akvaryumda yaşıyor ve herkes kendi akvaryumuna ya da kendi tribününe oynayarak tabanını konsolide etme peşinde. Bir tiyatro sahneleniyor adeta. Metin Feyzioğlu ile dün Feyzioğlu'na köşesinde ağır eleştiriler yönelten bir Emin Çölaşan ya da Fatih Portakal ya da Yılmaz Özdil zihniyeti arasında fark var mı? En ufak şekilde yok.." görüşünü savundu.

Nagehan Alçı'dan Yılmaz Özdil, Fatih Portakal ve Emin Çölaşan'a eleştiri

Alçı, "Eski İstanbul Barosu Başkanı ulusalcı-laikçi tutumuyla bilinen Ümit Kocasakal mevcut köhnemiş sistem ve problemli çoklu baro seçeneği dışında üçüncü bir uzlaşma yoluna yanaşmak yerine ulusalcı-laik kitlelerin duygularını coşturmaya yönelik popülist konuşmalarını sürdürdü. Bekir Ağırdır'ın isabetle tanımladığı gibi Türkiye üç ayrı akvaryumda yaşıyor ve herkes kendi akvaryumuna ya da kendi tribününe oynayarak tabanını konsolide etme peşinde. Bir tiyatro sahneleniyor adeta. Zaten benim yeni Yeşil Kemalist rejim ittifakı dediğim şey de bu aslında." düşüncesini dile getirdi.

Alçı, "Mesela Metin Feyzioğlu zihniyeti ile Ümit Kocasakal zihniyeti arasında ideolojik bakımdan en ufak bir fark olmadığını herkes biliyor ama biri sözde iktidar öbürü sözde muhalefet rolüne bürünüp oynanan bu piyeste performans sergiliyorlar. Aynı şekilde yine Metin Feyzioğlu ile dün Feyzioğlu'na köşesinde ağır eleştiriler yönelten bir Emin Çölaşan ya da Fatih Portakal ya da Yılmaz Özdil zihniyeti arasında fark var mı? En ufak şekilde yok...Ama diyeceksiniz ki biri iktidar, öbürü muhalefet tarafında görünüyor, hem de çok sert çatışıyorlar. İşte bu görüntüler de yukarıda anlattığım piyesin bir başka perdesi." yorumunu yaptı.

Alçı, "Bu çatışmalar siyasal düşünce farklılığından kaynaklanan çatışmalar değil. Batılıların 'conflict of interest' dediği türden münakaşa en fazla. Israrla söylüyorum: Bugün Türkiye'de iktidar ve muhalefetten bahsetmek asla mevcut düzeni anlatmıyor. Bilakis iktidar ve muhalefet kelimeleri şu an içinde yaşadığımız rejime dair hakikatleri perdeliyor. Yurttaşlarımızın kandırılmasına vesile oluyor. Türkiye'de bir Yeşil Kemalist rejim bloku var ve muhalif gibi gözükenlerin çok ciddi bir çoğunluğu aslında mevcut rejimin bir parçası. Bunlar geçen yazılarda da ifade ettiğim gibi hiç şüphesiz Recep Tayyip Erdoğan ile ailesinin özel olarak da Berat Albayrak'ın sert muhalifi hatta düşmanı konumundalar ama rejimin ana unsurlarıyla ve temel politikalarıyla bir uzlaşma içindeler." ifadesini kullandı.

Alçı yazısında şunları kaydetti:

Hatta çoğu zaman bu 'muhalif' kesim rejimin içinde dayandıkları tarafın verdiği cesaretle hatta onlardan aldıkları suflelerle yükleniyorlar. "Erdoğan ve ailesi gitsin ama rejim kalsın" diyebileceğimiz bir çizgide olan ve yanlış şekilde muhalif bilinen çok sayıda aktör var.

Bir yazar ya da siyasetçi hem Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hem de Yeşil Kemalist rejim blokuna cepheden muhalifse bu kişi hakikaten muhaliftir. Saygı duyarım. Fakat özellikle Erdoğan ve ailesi hedef alınıyor ama ısrarla rejimin kritik başka unsurlarının yanında duruluyorsa bunun adı devlet içinde taraf tutmaktır ve bu oportunizm muhaliflik olarak görülemez. Yani bazen muhalefet sanılan şey aslında rejim içi kavga ya da devlet içi savaşın taraflarından ibaret olabiliyor sevgili okurlarım.

Bu devlet içi kavganın tarafları birbirlerine operasyon çekebiliyorlar hatta tutuklamalar olabiliyor. Medya alanı da bu muharebelerin önemli bir parçası. Rejim ya da devlet içi kavga olaylarıyla AK Parti içi kanatların savaşları birbirine eklemlenebiliyor hatta zaman zaman her şey birbirine karışıyor.

Bu söylediklerimi ileriki yazılarda somut örneklerle de açacağım. İçinde yaşadığımız yeni rejimin parametrelerini anlamak zor olabilir ama bizim görevimiz de bunları aktarmak. Siyaset bilimcilerin mevcutta yaşananları analiz etmesi gerekiyor ama Türk siyaset bilimi akademiyası bu tabloyu hakkıyla resmedemiyor maalesef.