Bursa
Parçalı Bulutlu
6.5°
enBursa Haber

Köpek Mülayim'in tekzibidir!

YAŞAM , 22 Kasım 2019 Cuma, 14:33

enBursa.com olarak yayın ilkelerimizi açıklarken, "Okuyucularımıza hesap vermekle, onlara adil ve açık davranmakla yükümlüyüz. Yanlışlarımızı açık yüreklilikle kabul edeceğiz ve ders alacağız" demiştik. Bize ilk dersi bir sokak köpeğinin vereceğini düşünmemiştik, ama öyle oldu. İstanbul'da, Taksim Meydanı'nda kendisini sevmek isteyen bir kadını kolundan ısırmakla suçlanan ve aynı suçtan "sabıkalı" olduğu iddia edilen Köpek Mülayim'den, "Köpek dehşeti! Kanlar içerisinde kaldı..." başlıklı haberimize Gökhan Yavuz Demir eliyle bir tekzip geldi. Yasalar gereği tekzibi aynen ve sitemizin manşetinden (haberin yayınlandığı alandan) yayınlıyoruz.

Köpek Mülayim'in tekzibidir!

Çok sayın editör bey, hiç kusura bakmayın konuya doğrudan gireceğim. Olm bu nasıl haber la! Ne demek "köpek dehşeti!" Yazdığınız şey üzerine hiç düşünmüyor musunuz! Memlekette "dehşet" başlığıyla verilecek haberlerin köküne kibrit suyu mu döküldü de bula bula beni, gariban Mülayim'i buldunuz! Oturduğunuz yerden gazetecilik yapıp, internet denen o şeytan icadından aldığınız önünüze düşen ilk klişeyi aynen kullanıyorsunuz değil mi? Hav!

Bir saniye sayın editör bey, hiç söylenmeyin "Kardeşim senin de ilk vukuatın değilmiş ama basbayağı sabıkalısın," diye. Ben sizin gazetecilik sabıkalarınızı hiç yüzünüze vuruyor muyum ama!

Biriniz gider 12.000 yıllık gölü kurutur. Öbürünüz barışmak için son bir kez konuşmaya gittiği karısını önce vurur, ardından bıçakla doğrar - la olm siz hakkat ne tuhaf yaratıklarsınız, insan hiç barışmaya kasap bıçağı ve tabancayla gider mi! Neyse işte, bunlar hiç dehşet veya vahşet olmaz, kabak gariban Mülayim'in başına patlar. Nettim la ben size! Hav!

Siz bir halt yediğinizde bunun hep bir nedeni vardır: Psikolojik sorunlar, sevgisizlik, depresyon, kaygı vb. Biz birini ısırsak hemen dehşet ama. Bizim suçumuz köpek ırkı olarak içimizden bir Freud çıkarmamak mı yani!

Aa dur, Freud demişken aklıma sizin öbür laf cambazınız Descartes geldi. Ona ve bunca yıl sonra hâlâ size göre bizim duygularımız yok tabiî. Mülayim kızamaz, dertlenemez, strese girip korkamaz değil mi? Yok ya! Hav!

Olm siz nasıl bu kış sert geçerse doğal gaz faturası o biçim gelir diye kara kara düşünüyorsanız, ben gariban Mülayim de bu kışı sokaklarda nasıl atlatırım acaba diye üç buçuk atıyorum elbet. Siz nasıl ucuz sebze ve et peşinde pazar pazar, market market geziyorsanız, ben sefil Mülayim de sokak sokak dolaşıp yiyecek bir lokma arıyorum. Hele buraları sahiplenip başka kimseyi sokmayan İt Nazmi ve çetesine rağmen yiyecek bir şeyler bulmak ne zor, biliyor musunuz? Herkes ekmeğinin derdinde.

Yani demem o ki derdin bini bin para bende. Barınak denilen hapishanelere kapatılmamak için kaçtığım belediyecilerden tut da mekânının önünden kovan esnafına, sokaklara zehirli köfte bırakan manyağına, durduk yere taş atan puştuna, arabasını üstümüze süren katiline, tecavüzcüsüne türlü türlü it kopuğuyla uğraşıyoruz akşam sabah. Hem de aç biilaç. Anlayacağın sayın editör bey, zor zanaat sokakta yaşamak. Hav!

O nedenle siz, siz olun; başını patilerinin üzerine koymuş yattığı yerden karamsar bakışlarla sokaktan geçenleri izleyen bir köpeğe ilişmeyin. Az evvel sopayla kovalanmış veya günlerdir kursağından bir lokma geçmemiş olduğu için hayli keyifsiz ve asabi olabilir zira.

Muhabiriniz kadının beni sevmek istediğini yazmış. İyi de ablacım ben pelüş ayı mıyım! Nereden biliyorsun sevilmek istediğimi? Ayrıca okşayacak gibi gelip vuranınız da çok oluyor. Kuyruğunuz yok ki bakıp da anlayayım. İçten pazarlıklısınız kardeşim. Bunları hiç kendinize sordunuz mu? Bence bir sorun sayın editör bey kardeşim.

Meselâ ben bütün sevimliliğimle kuyruğumu ve kıçımı sallayarak sizi sevmeye gelsem, "Hoşt seni it oğlu it!" diye yerden kaptığınız taşı alnımın ortasına yerleştirirsiniz ama. Haydi kendimi geçtim. Yoldan geçen bir adam sizi sevmek için yanağınızdan makas alsa tepkiniz ne olurdu peki? Evet, benim tepkim de işte aynen öyle oldu. Isırdım. Hav!

Köpeğim kardeşim ben. Havlarım, hırlarım, kuyruk sallarım, geçtiğim yerleri işeyerek işaretlerim, güneşi görünce yolun ortasına gebeş gibi yatar uyurum ve tersime gelirse elbette ısırırım. Tamam adımız Mülayim ama muhallebi değil sokak çocuğuyuz neticede. Hav!

Sayın editör bey size bela da okumak istemiyorum ama sayenizde önce kalçama o uyuşturucu iğneyi yedim, sonraysa sersemlemiş bir şekilde kıçımı başımı bir türlü doğrultamazken gözlerimi hapishanede açtım. Bak sakın yine "barınak" deme, havlarım. Dur havlayayım hatta. Hav! O barınak dediğiniz yerin basbayağı toplama kampı olduğunu alt alta üst üste kendi pisliğimizin içinde yaşadığımız koğuşlardan da yemek diye önümüze konulan su ve ekmekten ibaret paparadan da herkes anlar - bir siz gazeteciler anlamıyorsunuz. Oysa "barınak" ne sevimli geliyor kulağa değil mi? Sanırsın beş yıldızlı otelde her şey dahil konaklıyoruz, te Allam!

"Dehşet" diye verdiniz coşkuyu tabiî, birazdan o ısırılacası televizyoncular da damlar buraya. Şimdi işin yoksa o canlandırma dedikleri rezillik için havla dur. Sizin "dehşet," akşam ana haber bültenlerinde oldu mu "vahşet!" Ulan topunuzu ısıracağım valla!

Ah ulan sayın editör bey, şeytan diyor ki buradan çıkınca git Taksim Meydanı'na, geçen ilk gazeteciyi yakala, ibreti âlem için kaba etini dişle, yağsız tarafından kap bir yüz gram, bak bakalım bir daha böyle klişe haberler yazılıyor mu! Ulan haberin nasıl yazılacağını da ben mi öğreteyim size! Hav!

Neyse sayın editör bey, lafı uzatmayayım. Kısacası bence ortada dehşet mehşet değil, basbayağı bir yanlış anlama var. Zaten bu yanlış anlamayı gidermek için bu tekzibi yazıyorum.

Bence bütün sorun, ta ilk köpek anamızın, yalanlarına kandığı insanoğlunun elinden o yasak kemiği yemesi ve ilk günahı işlemesinden kaynaklanıyor. O yasak kemiği yemiş olmamızı, kıyamete kadar burnumuzdan getirmeyi düşünmediğinizi umuyorum.

Aslında sizden bizi sevmenizi isteyen de yok. Zehirlemeyin, itip kakmayın, başka ihsan istemez. Hav!

Ha bir de lütfen artık şu "sokak köpeği dehşeti," sokak köpeği vahşeti" gibi klişelerle habercilik yapmaktan vazgeçin. Muhabire editör, editöre sopa gerekir prensibi gereği kendinizi ısırtmayın.

Haddim olmayarak sayın editör bey size gazetecilik yapmanızı öneriyorum. Meselâ yan koğuştaki Kangal Haydar Abi "Yakında af çıkar," diyor. Gerçi o ne zaman bunu dese, Doberman Ruhi hemen "Nah çıkar!" diye oradan tersleniyor ama Haydar Abi'ye göre erken seçim yaklaşınca bu iş hallolurmuş. Erken seçim olur mu peki? Vatandaş asıl bunun cevabını bekliyor.

Arz ederim.

Hav!