Bursa
Açık
11.6°
enBursa Haber

Geriye ne kalacak peki?.. Gökhan Yavuz Demir yazdı...

KÜLTÜR-SANAT , 20 Kasım 2019 Çarşamba, 13:05

Refik Halid'den Ernest Hemingway'e, aslında hepimizin içini kemiren, ama çok azımızın dillendirebileceği kadim bir merak: Bizden geriye ne kalacak?.. Gökhan Yavuz Demir yazdı...

Geriye ne kalacak peki?.. Gökhan Yavuz Demir yazdı...

Her şey değişiyor. En amiyane ifadeyle "değişmeyen tek şey değişim." Toplumlar, kentler, üretim, tüketim, bizatihi hayat durmadan değişiyor. Bir tek şey hariç. Ölüm. Hiç değişmeyen yegâne hakikat ölüm. Hepimiz öleceğiz. Bizden öncekiler ve bizden sonrakiler gibi. Peki ama bizden geriye ne kalacak?

Hemen her devirde iktidarın sevmediği, ömrü sürgünlerde heder olmuş Refik Halid, 1924'te Halep'teyken bunu merak etmiş. İstanbul'dan gelen gazetelerde kendisinin hastalandığının yazdığını okuyunca "Acaba ölsem memlekette yankısı nasıl olur?" deyip almış kalemi ve kendi ölüm telgrafını çekmiş Babıali gazetelerine: "Refik Halid iltihabı sehayâ'dan (menenjit) vefat etti. İmza: Muhabir Remzi."

Bir hafta sonra gelen bütün İstanbul gazetelerinde bu haber varmış. Hepsi de Refik Halid'in kaleminin gücünü, ince zekâsını, keskin mizahını övme yarışına girmiş. Biri "Türk lisan ve edebiyatının tekamülünde başlı başına çığır açtığını," diğeri "yeni nesil arasında Türkçe nesre onun kadar hakim olanın pek az olduğunu" yazmaya doyamamış. Bunu gören Refik Halid çevresine dönüp şöyle demiş: "Değerimi ortaya koymak için ölmemi bekliyorlar sadece. Öldüğümü öğrenince gerçek düşüncelerini yazdılar."

Bunu yazarken aklıma elbette hemen 1954'te geçirdiği uçak kazası sonrası basında çıkan kendi ölüm haberlerini okumayı tutku hâline dönüştüren Hemingway geliyor. O kadar ki karısı "Yeteri kadar kötü alışkanlığın var Papa, bir de kendi ölüm haberlerimizi okumayacaksın herhâlde," deyince bu haberleri gizli gizli tuvalette okumaya başlamış Maestro. Hatta kendi ölümü hakkındaki bütün bu yazıları iki cilt içinde toplayıp saklamaktan da vazgeçmemiş.

Refik Halid'inki de Hemingway'inki de aslında hepimizin içini kemiren, ama çok azımızın dillendirebileceği kadim bir merak: Bizden geriye ne kalacak? Talihlilikle talihsizliğin birbiriyle yarış ettiği ve maalesef ikincisinin birinci geldiği bir ömür süren Refik Halid, ziyadesiyle hak ettiği fakat kendinden esirgenen övgüleri dünya gözüyle görmek istemiş anlaşılan. Sağlığında şöhrete ve başarıya ulaşan Hemingway ise kalemiyle inşa ettiği sanatından ne kadar emin olsa da ölümünden sonra nasıl anılacağı merakına yine de yenik düşmüş.

Peki bizden geriye ne kalacak? Ne diyecekler bizim için? "Rahmetli şöyleydi böyleydi," "Rahmetlinin bir huyu vardı," "Rahmetli çok tersti," "Rahmetli domates dolmasını çok severdi," "Rahmetli de biraz enayiydi," "Rahmetli çok çekti," vb. Ne fark eder ki gözlerini kapatıp üzerini örttükleri, bir de göbeğinin üstüne ekmek bıçağı koydukları vakit!

Bunu bildiğimiz hâlde birbirimizi kazıklamaya, kandırmaya, üzmeye ve birbirimizin burnundan getirmeye devam ediyoruz. Çünkü öldükten sonra hakkımızda söylenenleri duymayacağımızı veya ölüm haberlerimizi okumayacağımızı gayet iyi biliyoruz. Oysa Cumhur ittifakından veya Millet ittifakından olduğumuz fark etmeksizin hepimiz öleceğiz ve içimizden çok azımız, Refik Halid ve Hemingway gibi yazdıklarıyla yaşamaya devam edecek.

Bir yazıyı yazmanın yahut yazmamanın hiçbir fark yaratmayacağını bilse dahi, insan her gün yazı masasının başına oturuyorsa, hâlâ en büyük mükâfatın yaşamak olduğuna inanıyor demektir. Sırf ardından "Rahmetli öldüğü güne kadar enayi gibi hiç kimsenin okumadığı yazılar yazmaya devam etti," dedirtmek için olsa bile...