Bursa
Çok Bulutlu
23°

Bursa'da 'Bir Umut' filminde sona doğru

MAGAZİN , 26 Ağustos 2020 Çarşamba, 18:31

Drama Yapım'ın üstlendiği ve halen çekimleri Bursa'da süren "Bir Umut" isimli filminin yönetmeni ve oyuncuları basın mensupları ile Bademli 21 Masa'da bir araya geldi.

Bursa'da 'Bir Umut' filminde sona doğru

Drama Yapım'ın üstlendiği ve başrollerinde Baran Şükrü Babacan, Eylem Yıldız ve Funda Eskioğlu yer aldığı ve halen çekimleri Bursa'da süren "Bir Umut" isimli filminin basın buluşması 21 Masa'da gerçekleşti. Filmin yönetmeni Ümit Köreken ve başrol oyuncuları Baran Şükrü Babacan, Eylem Yıldız ve Funda Eskioğlu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

BİR UMUT FİLMİNİN YÖNETMENİ ÜMİT KÖREKEN, BAŞROL OYUNCULARI FUNDA ESKİOĞLU, EYLEM YILDIZ VE BARAN ŞÜKRÜ BABACAN MUHARREM VURUCULAR'IN SORULARINI YANITLADI.

BURSA'DA EVİMİZDE GİBİ HİSSETTİK

Hayırlı olsun diyelim. Nasıl geçiyor çekimler?

Yönetmen Ümit Köreken: Bursa'da çalışmak çok keyifli. Benim için çok güzel geçiyor. Çok yardımcı olmaya çalışan, imkanlarını açmaya çalışan insanlarla karşılaştık Bursa'da. Güzel profesyonel dinç bir ekibimiz var. Çok güzel geçti öylede devam ediyor.

Baran Şükrü Babacan: Filmin sonlarına yaklaştık. Çekimlerden 15 gün önceden gelmiştik provalar için. Yaklaşık 5 hafta geçti. Son 1 hafta. Şu pandemi biraz etkiledi, gerginliği var. Hem hastane çekimleri vardı, dışarıda herkes maskeli öyle özel durumlar vardı ancak filmi etkilediğini düşünmüyorum. Baya bir emek verdik, umarım sonucu da etkili olur.

Eylem Yıldız: Keyifli geçti. Gerçekten böyle bir dönemde film çekmiş olmaktan da çok şanslı ve mutlu hissediyorum kendimi. Evde böyle kös kös oturacağımıza, haberlere bakıp virüs mikrop derken biz böyle üretim yaptık. Mutluyum o yüzden iyi bir süreçti.

Funda Eskioğlu: Bursalılar olarak çok evimizde hissettirdiniz bizi. Ona çok teşekkür ediyorum. Bir an o pandemiden uzaklaştık çünkü zaten bütün güvenlik önlemlerimiz alınmıştı. Onun rahatlığıyla keyifli ve güzel bir çalışma içerisinde olduk..

Sadece sanatın değil hayatın durdu dönem. Sinemanın da durumu pek iyi değil. Sizler bu tedirginlikle başladınız. Kaygılar var mı?

Eylem Yıldız: ben kendi adıma açıkçası sinemacılar biraz cesur olur deli olur. Çok beni etkilemedi. Zaten öyle bir havada değildim. Bizi çok etkilediğini düşünmüyorum. Zaten çok küçük bir ekip, kontrollüydük. Kaldığımız otel bizimle açıldı, bizden başka kalan yok diyebiliriz. Öncesinden planlanmıştı. Onun konforuyla başladık. Etrafın sakin olması da işimize geldi bir bakıma. Dikkat ettikten sonra hayat devam ediyor.

Baran Şükrü Babacan: bu olayların dışında yaptık ama teknik olarak belki zorlamıştır ekibi ama bizi zorlamadı. Onların dışındaydık unuttuk hatta. Televizyon izleyelim rakamları görelim öyle bir şansımızda yok. İşimizde gücümüzdeydik.

Yönetmen Ümit Köreken: Biz zaten 23 Haziran'da geldik buraya idari yapımcı ile birlikte. Otelin, çalışacağımız mekanın maskedir, dezenfektanlar vs. ekibe en başta Covid 19 ile ilgili eğitim verdik. Dolayısıyla önlemlerimizi aldık. Çekimlere başlamadan önce oyunculara ve ekibe söylediğim tek şey blok haline hareket edeceğiz. Hep beraber çıkıp sete gideceğiz, sonrasında hep birlikte otele döneceğiz. Kaldığımız otelin çevresinde sosyal olarak çok yoğun bir yer. Oraya bile inmedik. Çünkü özel bir dönemden geçiyoruz.

Hayat normalleşecek. Önümüzdeki dönem içerisinde de sanatçılar için cesur olmaları konusunda iş düşüyor sanırım?

Eylem Yıldız: Kesinlikle.2. dünya savaşında tiyatrolar devam etti. Adamlar bestesini yapıyor. Sen motivasyon kaynağısın toplum için. Sende terk edip gidersen alanı, bizim biraz zor bir misyonumuz var. O yüzden de hareket edeceğiz.

SİZ SORUNCA PANDEMİ'Yİ HATIRLADIK

Projesi iptal olan sanatçılar var, ya da sete çıkmak istemeyenlerde oluyor?

Eylem Yıldız: Deli gibide oturup dizi seyretmek istiyorsun. O yüzden üretim kontrollü bir şekilde yapmamız gerekiyor. Beklide hareketli olacak bu yeni dönem.

Yönetmen Ümit Köreken: Sadece sanatı yapanlarla ilgili bir durum değil bu. İnsanların o kontrollü bir şekilde devam ettirdiği sürece, o kişiselliğe hijyene devam ettiği sürece hayat devam etmek zorunda. 3 ay kaldık evde, hepimiz kilo aldık, üretim durdu birçok şey oldu. Baran kilo vermiş. Pandemide tek kilo veren.

Baran Şükrü Babacan: Siz sormadığınız takdirde biz hiç farkında değildik gündemden. Siz sorunca 'aa pandemi vardı' dedik. Sadece prodüksiyon da Hasan vardı elinde ateş ölçerle gezen. Onun haricinde normal bir şekilde devam ediyorduk.

KENDİNİ SORGULAMAK İSTEYENLER MUTLAKLA İZLESİN

Film seyirciye ne vaad ediyor? Seyirci neden bu filme gitsin?

Funda Eskioğlu: Kendine sorular sormak için gitsin. Kendi ruhsal yolculuğu için, kendi ilişkileri için, ailevi ilişkileri için gitsin.

Yönetmen Ümit Köreken: Bu bir aile filmi. Eş ve daha sonradan katılan bir annenin hikayesi. Süre olarak 2 günlük bir hikaye. Tüm aile ilişkileri, aile bağları, aile bağlarının insanlara getirdiği durum, iletişimsizlik, ast olanı konuşmayıp genelde dolaylı olanı yansıtma biçimleri. O yüzden hakkaten bir içe yolculuk oldu. Oyuncular içinde farklı bir süreç geçiyor. Eylemle mart ayın zoom üzerinden çalışmaya başladık bu rolle ilgili. Funda ile nisan ayında çalışmaya başladık. Baran ile senaryoyu okudu ertesi gün sete geldi ön hazırlıkta. O yüzden farklı bir yolculuk oldu bu film. Çok psikolojik, gerilimi çok yüksek, hem psikolojik olarak derinliklere yolculuk oldu. Oyunculuklara da yansıdı bu çok yetenekli kıymetli oyuncular.

Funda Eskioğlu: Bizde sorguladık. Kendi karakterimle kendi hayatımı, ilişkilerimi, olduğum yeri, birlikte ilişkilerimizle olmamız gereken yeri, sorgulaya sorgulamaya gittik. Sıradan bir film çalışması, senaryo çalışması olmadı. En başından oturup sohbet etmemizle başlayan bir film.

'BİR UMUT' FİLMİNDE BURSA'DA YAŞAYAN ÜNLÜ OYUNCU GÖZDE DURU'DA ROL ALMAKTADIR.

İddialı bir film geliyor sizden diyebiliriz?

Funda Eskioğlu: Bilmiyorum iddia nedir ama güzel bir film geliyor.

Eylem Yıldız: Biraz kendine bakmayı, düşünmeyi, hayatın üzerine düşünmeyi sevenler için gerçekten ilgi çekici bir film olacak. Bir yüzleşme filmi. O da hepimiz için heyecan vericiydi. Böyle işlerde daha derinleşebiliyorsun, karakter katmanlarına bakabiliyorsun. Bizim için özel işler oluyor. Ana akım sinemada eğlenceli işler arasında bazı şeyler daha yüzeysel oluyor. Burada hepimizin hayatında, zaman dilimi olarak kalacak bu.

Malum komedi filmler daha ön planda sinemada. Oyuncularında yönetmenlerinde elini taşın altına sokması gerekiyor farklı işler çıkması konusunda?

Baran Şükrü Babacan: Farklı segmentler aslında. Biraz kişisel hikaye ile alakalı. Sinema dediğin yönetmenin hikaye anlatımıdır. Ümit'in anlatacağı hikaye komikse oyuncular onun için araç oluyor. Ama anlatmak istediği hikaye böyle bir şeyse, buna aracı oluyoruz. Orada şu devreye giriyor, oyuncu olarak tercihlerimiz. Bunların içersinde olmak istiyoruz yada daha çok bunların içinde olmamız gerekiyor gibi. Aslında onlar zaten seyirciye yapıldığı, adı üstünde gişe filmi olduğu için ayrı bir tür. Bunlar daha çok bağımsız. Anlatmak istediği bir hikaye var ve bu hikayeyi kendi dünyasından anlatıyor. Hiçbiri bir diğerinden kıymetli ya da kıymetsiz değil aslında.

Yönetmen Ümit Köreken: Hepsi birbirini yükseltiyor aslında. Ana akım sinema bağımsız sinemayı, bağımsız sinemada o sinemaya hizmet ediyor. Ama üretim şekilleri farklı. Türkiye'de kültür bakanlığı var bu projelere destek veren birde TRT var. Yani bizde bölgesel fon diye bir şey yok. Ben Bursa'ya geliyorum film çekmeye, Bursa'da birçok iş insanı var, onlara ben gidiyorum. Tek tek görüşüyorum hepsiyle. Ama Bursa birleşip iş insanları birleştiren bir yapı, deseler ki yıllık 5 milyon Bursa'da çekilecek filmlere %10 fon oluşturacağız. O zaman bam başka bir sistem girer devreye. Hiçbir yönetmen kapı kapı gezmez. O fona başvurur, o fon uygun görüyorsa destek verir, bende filmimi çekerim. Aslında sadece sinemacılar için bir sektör değil. Avrupa'da çok güzel örnekleri var, yasal düzenlemeleri var. Devletin, her şehrin fonları var. Bursa bu konuda inanılmaz potansiyeli var. Bursa plato gibi gerçekten çok potansiyeli var. İstanbul'da şuanda film çekmek çok zorlaştı. Çok kalabalık, insanlar istemiyor. Bursa'da trafikte araba sahnesi çektik. Biraz çıkıyorsunuz şelale, biraz iniyorsunuz deniz, yukarıda Uludağ, bir tarafa gidiyorsunuz orman, diğer tarafta tarihi yapılar, başka taraf modern yapılar.

2 günlük serüveni anlatıyor dediniz. Genellikle aksiyon filmleri tarzıdır bu. Dram seçmenizin sebebi nedir ya da dram ile aksiyonu bir arada bulundurmak mı?

Yönetmen Ümit Köreken: Filmin aksiyonu da çok, temposu da çok yüksek. Yarıdan sonra daha fazla.

Baran: bir insanın 48 saat içinde hayatının bir anda alt üst olmasını aktarıyor.ama bunu anlatırken psikolojik meselelerle anlatıyor. Birazda kontrolsüz bir karakter olduğu için kendi sonunu da kendi hazırlıyor. Çok fazla ip ucu vermeden.

Ülkemizde dram denildiği zaman ağıt yakmak ya da daha ağır konulu filmler oluyor. Psikolojik film yapılmayanı yapmak?

Eylem Yıldız: Türkiye'de üretilen bir film türü değil. Bağımsız sinema için fazla aksiyon ve gerilimli, Ümit burada çok yapılmayan bir şey yaptı. O yüzdende bizi ekstradan heyecanlandırdı. Nereden baktığımıza bağlı. Ümit biraz esprili bakıyor, ama sert bir yerden bakıyor.

DİLE GETİRME ÖYKÜSÜ

Çıkış konusu nasıl oldu?

Yönetmen Ümit Köreken: Ben aile kavramı üzerine 5-6 senedir düşünüyorum. Aile ilişkileri üzerine çok fazla kafa yoruyorum. A Türkiye'nin kilit meselelerinden biri. Aile içerisinde dile getirilemeyen o kadar çok şey var ki, birazcık o dile getirilemeyen şeyleri 42 saat içerisinde dile getirilme hikayesi. Yılların artık birikerek dile getirilmemiş ve insanların artık kıskaca almış, bu 42 saatte dile getirdiği bir film.

Baran Şükrü Babacan: İzlediğiniz zaman çok bizden bir hikaye, çok da evrensel bir hikaye. Yani kan bağı denen şey atsan atılmaz satsan satılmaz bir şeydir. Burada en güzel taraf, çok cevabı olmayan bir soru soruyor aslında. Direk temel sorusunu sorduğumuz zaman filmden çıkınca ,'umut'un yaptığını bende yapardım' ya da 'annenin yerinde olsam onu yapardım' diyemeyecektir. Herkes filmde çok haklı. Gerçekte de kriz anlarında öyledir ya, herkes kendince çok haklıdır. Anne de çocuğunu terk ederken haklı, çocukta şimdi bundan dolayı yaşadığı travma yüzünden çok haklı, Asiye'nin durumu kendince beklemediği bir şeyi öğrendiği için çok haklı. Hayat yani. Baya bir sert bir tadı var filmin.

O DUYGUYU YILLAR ÖNCE BABAMDA GÖRMÜŞTÜM

Kendinizi sorgulayan bir film olacak. Sizler rolü oynarken hayatınızda bağdaşan noktalar vardır. Sizin var m?kız arkadaşınızla anneniz arasında kaldınız mı?

Baran Şükrü Babacan: Aslında arada kalma hikayesi değil. Arada kalan kadın oluyor. Asiye biraz arada kalıyor. Yüzleşmek zorunda kaldıkları anda asiye arada kalan oluyor. Benim anladığım oyunculuk anlayışı değil. Tabiî ki hayatımda böyle insanlar var benzer hikayeler yakınımda da olmuştu. İşte teyzem teyzemin oğluna bunu yapmıştı bende böyle oynayayım diye bir durum yok. Ben daha çok rolü böyle üzerine giyilen bir şey gibi görmediğim için kendi içimde Umut taraflarımı aramaya çalışıyorum. Aynı koşullar içerisinde kim olursa olsun benzer şeyleri yapar. Umut'u anlamaya çalışıyorum.

Eylem Yıldız: İnsanın hafızasında fotoğraflar anılar hatıralar sen istemesen de benzer şeyler içinden gelen şeyler. Aslında o bir hafıza. O hafıza da filmde gerçekten an an annemi gördüm kendimde. Onun bir hayatta bir şeye verdiği tepkiyi ben verdim gibi hissettim. Oynadıktan sonra fark ettim. O duyguyu öyle bir pozisyondaki duyguyu yıllar önce babamda görmüşüm. Yıllar önce yaşadıkları bir anda. O onu çok gerçek kılıyor benim oyunculuk bakış açıma göre.

Funda Eskioğlu: Bizim çalışırken de rolü içimizden çıkardık. Biçim olarak değil de öz olarak yaklaştım ben. Annem ben. Oğlum Funda, ben annem. Yaşadım bu duyguları.

Filmin Kısa Hikayesi:

Umut (35), sinema filmlerinde rol almak isteyen bir oyuncudur. Eşi Asiye (43) kendi kurdukları özel tiyatroda yönetmenlik yapmaktadır. Umut, on dört yaşında iken babasını kaybetmiş, annesinin üç çocuklu bir adamla evlenmesi üzerine Bursa'da yaşayan dayısının yanına gönderilmiştir. Bu olaydan sonra yirmi yıl boyunca annesi ile hiç görüşmemiştir. Sınırda yaşadığı sorun nedeniyle Bursa'ya dönemeyen tır şoförü dayısından bir telefon alır. Anadolu'nun küçük bir kasabasında yaşayan annesi MS hastalığı nedeniyle tedavi için Bursa'ya gelmiştir. Annesinin tedavisiyle ilgilenmek zorunda kalan Umut hastanede sürpriz bir şekilde Asiye'nin hamile olduğunu öğrenir. Bu durum Umut'un çocuk sahibi olmak istememesi nedeniyle büyük bir tartışmaya neden olur. Asiye telefonunun da içinde bulunduğu çantasını almadan ortadan kaybolur. Umut çok uğraşsa da ondan hiçbir haber alamaz. Yaşadığı yoğun stres ve yıllardır içinde biriktirdiği duygular nedeniyle annesi ile büyük bir hesaplaşma yaşarlar ve annesi de ansızın ortadan kaybolur. Gece boyu Asiye'yi ve annesini arayan Umut, sabah her ikisinden de beklenmedik haberler alır. Fakat sadece birine yetişebilme şansı vardır.