Bursa
Açık
20.1°
enBursa Haber

Bir dekanlık bin Nobel'e bedeldir!

KÜLTÜR-SANAT , 23 Ekim 2019 Çarşamba, 18:32

"Nobel kadar etkili, yerli ve millî bir ödül olamaz mıydı? Böyle bir ödülü hayal etti. Elbette aldığını değil. Kıytırık bir ödülü kim ne yapsın? Ödülü veren komitenin başkanı olarak açıklamayı yaptığını ve ödülü de yazara kendisinin takdim ettiğini düşündü. Böylesi makamının ağırlığına daha yakışık düşerdi..." Gökhan Yavuz Demir, enbursa.com için yazdı...

Bir dekanlık bin Nobel'e bedeldir!

Sabah her zamankinden erken kalkmış, bir türlü uyuyamamıştı. Kolay mı? Çalışmakla geçen yılların neticesinde hak ettiğine hep inandığı o makama nihayet kavuşmuştu. Aklından geçenin pek de bu olmadığı doğruydu, ama bir yerden de başlamak lazımdı. Tam kahvaltı sofrasına otururken çalmamış mıydı o telefon, ne keyiflenmişti. "Tamam, bekle!" demişti makam arabasının şoförüne. Aslında kahvaltıyı filan bırakıp koştura koştura makam arabasını görmek istemişti, ama iyi bir yönetici, içini kasıp kavuran duygu sellerine boyun eğmemeliydi. Makamının ağırlığı vardı ne de olsa.

Evden çıkarken kapıya yeni unvanının yazdığı pirinç bir isimlik taktırmayı düşündü. Sonra şoförünün açtığı kapıdan makam arabasının arka koltuğuna geçip oturdu. Artık yol boyu akıllı telefonunu kurcalayabilirdi. Önce büyük keyifle yeni unvanını ve makamını yazarak twitter profilini güncelledi. Sonra yeni Nobel Edebiyat Ödülünü alan iki yazar hakkında atılan tivitlere gözü takıldı. Aslında ikisini de tanımıyordu, hatta edebiyat profesörü olsa bile edebiyattan anladığı da söylenemezdi. Ne yapsındı? Bu yeni romanları okusa da anlamıyordu. Ama yine de makamının ona verdiği yetkiye dayanarak görüş bildirmesinin iyi olacağına karar verdi.

İlki bir kadındı. Onu hemen pas geçti. Çünkü bir süredir feministler twitterda hiç akademik saygınlık filan dinlemeden insanı madara ediyorlardı. Masum bir tivit yüzünden kaç arkadaşının canına okumuşlardı. İçinden feministlere küfretti ve evde çocuklarına analık edeceğine gidip de Nobel alan karıyı görmezden geldi.

2019 Nobeline lâyık görülen Peter Handke'nin ismini şöyle hızlıca google'dan tarattı ve ilk tivitini attı: "İnsanlık deneyiminin çevresini ve özgüllüğünü dilbilimsel hünerle keşfe çıkan güçlü eserleri ve derin felsefi kavrayışıyla Nobel Edebiyat ödülüne layık görülen Peter Handke'nin bu ödülü hak ettiğini düşünüyorum bende." Dahi anlamındaki "de"leri ayrı yazamadığı gibi İngilizcedeki her "linguistic"in de "dilbilimsel" olmadığını bilmiyordu ve bilmemenin huzuruyla tivitinin alacağı beğenileri beklemeye başladı.

Fakat en fanatik takipçileri bile tivitinin altını sert yorumlarla doldurmaya başlayınca biraz tedirgin oldu. Ne! Allahın belası Peter Handke, Bosna'daki soykırımı mı desteklemiş! Ne yapmalı şimdi?

Makamının ağırlığının verdiği soğukkanlılığa yaslanarak sakinleşti ve ikinci tivitini attı: "Handke'nin felsefi derinliğini ve dilbilimsel yeteneğini övdüm ama Miloşeviç destekçisi olduğunu yeni öğrendim. Sırp kasabı Miloşeviç destekçisi Handke'de ona bu ödülü veren Nobel komiteside özür dilemeli. Bize insanlık dersi verenleri baya ikiyüzlü olduklarını dünya görüyor." Ah, keşke biraz daha yeri olsaydı da "dünya beşten büyüktür" de yazabilseydi.

Dekanlıktaki makam odasına girerken bu Batılılara hak ettikleri dersi vermenin gerektiğini düşündü. Deri koltuğuna yaslanırken bir tivit daha attı: "İslam düşmanı Batılıların kendileri gibi İslam düşmanı olanlara verdikleri bu Nobelin hiçbir saygınlığı ve inandırıcılığı yoktur."

Nobel kadar etkili, yerli ve millî bir ödül olamaz mıydı? Böyle bir ödülü hayal etti. Elbette aldığını değil. Kıytırık bir ödülü kim ne yapsın? Ödülü veren komitenin başkanı olarak açıklamayı yaptığını ve ödülü de yazara kendisinin takdim ettiğini düşündü. Böylesi makamının ağırlığına daha yakışık düşerdi.

Fakülte toplantısı için odasından çıkıp koridorda yürürken kendisini yine önemli hissetti ve keyiflendi. Kendisine selam veren memurlar Nobel, ödül filan bilmezdi, ama bir dekanın önemini kavrayabiliyorlardı. "Zavallı Handke," dedi keyifle içinden, "acaba hiç bu kadar önemli hissetmiş midir kendisini?" Sanmıyordu. Bu arada içeri girince bütün salon ayağa kalktı. O an hayatta önemli olan tek şeyin, kendisi gibi önemli olmak olduğunu anladı.