Bursa
Açık
21.9°

Bakan Varank: '15 Temmuz sürecinde belimde silahla gezdim'

GÜNCEL , 15 Temmuz 2020 Çarşamba, 08:34

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, 7 Şubat 2012'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrıldığı günlerde, o dönem başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın ameliyat olduğunu hatırlattı. Varank 'MİT krizi'nde 'FETÖ'yü işaret ederek o dönem kime güveneceklerini bilmediklerini söyleyerek, "Cumhurbaşkanımızın ameliyatının günü, yeri, saati, koruma polislerine dahi bildirilmemişti. O gün hastanenin içinde sadece Cumhurbaşkanımızın ailesi vardı. Hiç unutmuyorum; üç dört gün boyunca hastanenin izole edilmiş katında belimde silahla dolaştım. Sonradan anladık ki bu tamamlayıcı ameliyatın tarihini bir şekilde öğrenen FETÖ bundan faydalanmaya çalışmıştı" diye konuştu.

Bakan Varank: '15 Temmuz sürecinde belimde silahla gezdim'

Sabah gazetesine konuşan Varank, "Açıkçası kişisel olarak bu yapıya karşı hep ihtiyatla yaklaştım" diyerek, şunları söyledi:

"Fetullahçı Terör Örgütü yalnızca bu toprakların değil, belki de tarihin gördüğü en alçak, en sinsi yapıdır diyebilirim. Bu örgüt; ruhunu, vicdanını, tüm varlığını, en yüksek bedeli kim ödüyorsa ona satmaktan çekinmeyen, görevi icabı da takiyeyi, inkârı, gizlenmeyi, yalanı ve iftirayı kendine yöntem edinen bir örgüt.

FETÖ, TETİKÇİ BİR YAPILANMA

Dolayısıyla, öncelikle şunun çok iyi anlaşılması lazım: FETÖ, kendini din adamı olarak göstermeye çalışan bir sapığın inşa ettiği inanç anlayışı etrafında kümelenen, Türkiye'nin varlığına, birlik ve bütünlüğüne kast etmek üzere kiralanmış, bir tetikçi yapılanmadır. Görev yerleri Türkiye olduğu için "dindar" kisvesi altında işlerini görüyor olabilirler. Ama bu örgüt Latin Amerika'da yapılandığında yılmaz bir "devrimci", Çin'de örgütlendiğinde azılı bir "Maocu", Avrupa'daki operasyonlarında ise dört dörtlük bir "seküler" olarak karşınıza çıkabilir. Yani bunların kendi sapkın inançları dışında herhangi bir kültüre, medeniyete, inanca aidiyet duymaları mümkün değil.

Türkiye örneğine geldiğimizde ise; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın -çoğu zaman tek başına- vermiş olduğu mücadele sayesinde ortaya çıkan bir gerçek var: Bunlar demokrasinin, milli iradenin tam karşısında olmalarına rağmen yeri geldiğinde demokrasiyi yeri geldiğinde şeffaflığı kendilerine slogan düzeyinde de olsa maske olarak kullanabiliyorlar. Açıkçası bu noktada başarılı da oldular. Devasa himmet ağlarına, mafyavari yapılanmalara, uluslararası kaçakçılıklara, karanlık bağlantılara sahip olmasına rağmen bu örgüt yıllarca bir sivil toplum hareketi gibi görünmeyi başardı. Ancak hamdolsun Türkiye, Cumhurbaşkanımızın önderliği ve milletimizin feraseti sayesinde, bu örgütü ifşa edebildi, daha da önemlisi karşısına dikilip mücadele etti.

Bakınız; Türkiye'deki operasyonlarına yarım asır önce başlamış bir örgütten, devlet içindeki yapılanmasını on yıllardır sürdüren bir örgütten bahsediyoruz. Bu yıllar boyunca Cumhurbaşkanlarıyla, Başbakanlarla, milletvekilleriyle, sanat ve spor dünyasının kilit isimleriyle içli dışlı olduğunu saklama gereği duymayan bir örgütten bahsediyoruz. Daha açık konuşalım; Recep Tayyip Erdoğan'dan önceki hiçbir siyasi liderin, karşısına dikilmeyi, mücadele etmeyi göze alamadığı bir örgütten bahsediyoruz. Dolayısıyla, siyasi çıkarları uğruna "FETÖ AK Parti'yle büyüdü" ya da "AK Parti'den önce FETÖ bu kadar güçlü değildi" diyenler, eğer bu yanlışı kasıtlı olarak yapmıyorlarsa bu yalın gerçeği göz ardı ediyorlar demektir.

Açıkçası kişisel olarak bu yapıya karşı hep ihtiyatla yaklaştım. Ancak kamu görevi yapıyorsanız, bir takım sorumlulukları taşıyorsanız reflekslerinizi kontrol etmeniz, vereceğiniz kararların sonuçlarını iyi hesaplamanız gerekiyor. Tüm bunlarla beraber, bazı kırılma noktaları artık bu mücadeleyi kaçınılmaz hale getirdi. Özellikle 2010 yılında yaşanan elim Mavi Marmara hadisesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın İsrail'e karşı dik duruşu ve bu duruşun tüm dünyaya mâl olmasından sonra örgüt hasmane tavırlarını belli etmeye başladı. Sonrasında zaten kamuoyuna yansıyan şekilde 7 Şubat MİT krizi, 17-25 Aralık Yargı Darbesi, MİT tırları hadisesi ve 15 Temmuz Hain Darbesi'ne kadar uzanan o yoğun süreci yaşadık."

O dönem Emniyet'in rutin arama-tarama faaliyetleri oluyordu. O zamanki Başbakanlık Müsteşarımız Efkan Ala'nın, bu aramaların verimliliği ile ilgili tereddütleri olunca konuyu MİT Müsteşarımız Hakan Fidan ile istişare etmişler. Aramaları, MİT'ten profesyonel bir ekibin de kendi ekipmanlarıyla yapması hususunu o zaman Başbakan olan sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiler. Cumhurbaşkanımız da ekibin başında durmam için bana talimat verdi. Zaten Cumhurbaşkanımızla ilgili mekânlarda polis de bir faaliyet yapsa mutlaka ben takip ederdim.

"Bu böceklerin bulunması, FETÖ'nün Türkiye'ye karşı açıktan operasyonlara başlamasının miladıdır"

Sanırım, 2011 yılının son günleriydi. MİT ekibinin yaptığı aramada ilk olarak Keçiören'de, Cumhurbaşkanımızın evinin altında ofis olarak kullandığı kütüphanede çoklu priz içinde elektrikten beslenen bir dinleme cihazı tespit edildi. Burası, Sayın Cumhurbaşkanımızın devletin güvenliğiyle alakalı çok mahrem görüşmeler yaptığı bir yerdi. Benzer şekilde, Başbakanlık konutunda kullandığı çalışma ofisinde de böcek diye tabir edilen bu cihazları bulduk. Bu cihazlar devlet ricalinin halen kullandığı milsec kriptolu sabit telefonlara çok yakın yerlere ustaca yerleştirilmişlerdi. Yani, özellikle bir arama tarama faaliyeti yürütmediğiniz takdirde bunları bulmanız mümkün değildi.

Bu böceklerin bulunması, FETÖ'nün Türkiye'ye karşı açıktan operasyonlara başlamasının miladıdır. Tabi bu ortaya çıkınca, örgüt deşifre olduğunun farkına vardı. Artık panikle hareket ediyorlardı. İşte biraz da bu yüzden, bu ifşayı yapan Milli İstihbarat Teşkilatı'na ve Hakan Bey'e yönelik 7 Şubat operasyonuna yeltendiler.

PUSLU GÜNLERDİ

Tam da bu noktada, bir hatıramı kayıtlara geçmesi için aktarmış olayım. Sayın Cumhurbaşkanımızın ameliyat olacağı günlerde, 7 Şubat MİT krizi ile uğraşıyorduk. Açıkçası kime güvenebileceğimizi bilmediğimiz puslu günlerdi. Cumhurbaşkanımızın ameliyatının günü, yeri, saati, koruma polislerine dahi bildirilmemişti. O gün hastanenin içinde sadece Cumhurbaşkanımızın ailesi vardı. Hiç unutmuyorum; üç dört gün boyunca hastanenin izole edilmiş katında belimde silahla dolaştım. Sonradan anladık ki bu tamamlayıcı ameliyatın tarihini bir şekilde öğrenen FETÖ bundan faydalanmaya çalışmıştı. Savcılar, MİT müsteşarımızı ifadeye çağırıp daha sonra tutuklamak üzere hareket ediyorlardı. Cumhurbaşkanımız, dakikalar sonra ameliyathaneye inecek olmasına rağmen aklında kendi sağlığı değil bu mesele vardı. Hakan Bey'i, ilgili kişileri arayarak bu apaçık operasyona asla teslim olunmaması ve ifadeye gitmemesi talimatını verdi.