Bursa
Çok Bulutlu
19.2°

Ayı Spartaküs'ün beyanı

YAŞAM , 25 Ekim 2019 Cuma, 12:34

Ajanslar görüntülü bir haber döndü dün... Biz gazetecilerin görür görmez üstüne atladığı, klişeleşmiş başlıklara sığdırıp hemen okuyucuya (ya da tüketiciye) sunduğu bir haberdi bu... Haber kısa sürede neredeyse tüm internet sitelerinde yayınlandı, televizyon bültenlerine girdi ve sadece 20 saniyelik görüntü sosyal medyada hemen "en çok izlenenler" sıralamasına yerleşti. Görüntüler Rusya'ya bağlı Karelya Özerk Cumhuriyeti'nin Karelya şehrindeki Petrozavodsk adlı sirkten yansımıştı kameralara. Her şey bir ayı ile "terbiyecisi"nin sahneye çıkmasıyla başlıyor, "terbiyeci"nin ayıya bağladığı zinciri çekmesiyle olanlar oluyor, canı yanan ayı "terbiyecisi"nin üstüne çıkıp, boynundan ve göğsünden ısırıyordu. Sirk "geçici" bir süre kapatılıyor, ağır yaralanan "terbiyeci" hastaneye kaldırılıyordu. Peki ya ayı?.. Elbette onun da bir beyanı vardı ve o beyanı Gökhan Yavuz Demir, enbursa.com için kaleme aldı.

Ayı Spartaküs'ün beyanı

Ben bir ayıyım. Sizin o başkalarını aşağılamak için kullandığınız anlamda değil, basbayağı doğam gereği bir ayıyım. Siz insanlar, işleri olduğundan karışık hâle getirmeseniz kışın uyuyan; baharda uyanınca da bir dahaki kış uykusuna kadar armut, bal, balık ne bulursa yiyen, kendi doğal ritminde yaşayan basit bir hayvanım. Armudun iyisinden anladığı söylenen ben, oysa bir süredir sadece sopa yiyorum. Hem de ne sopa ama!

Ben hiç kitap okumadım, ama bir kitap okusaydım ve bu kitap da Amin Maalouf'un Ölümcül Kimlikler'i olsaydı, orada Doğu ve Batı kimliklerinin tartışıldığı "Kaplanı Evcilleştirmek" bölümüne bütün ayılığımla, böğürerek itiraz ederdim. "Ulan ayı oğlu ayı" derdim Maalouf'a, "hiç evcilleştirilen bir kaplan, kaplan olabilir mi!" Evcilleştirmek (veya terbiye etmek); egemenlerin, siz insan efendilerin sevdiği çirkin bir kelime. Çünkü ben evcilleştirilen bir kaplan gördüm. O kaplanın içinde, kırılan doğasının sesini duydum, ki "kırılmak" burada bir metafor değil. Onun gözlerindeki korkuya baktım. O kaplan, gördüğü zulümden, pardon eğitimden sonra artık kaplandan başka her şeydi. Bu sebeple eğer çok istiyorsa Maalouf'u evcilleştirin, asil ve zarif kaplanları değil. Köpekleri, maymunları, atları ve diğer tutsakları saymıyorum bile.

Dedim ya, ben hiç kitap okumadım, ama bir kitap okusaydım ve size de okuyun diye tavsiye etseydim, bu kitap Jack London'dan Sevginin Katıksızı olurdu. İçgüdülerim, orada anlatılan İlyas Peygamber isimli kutup ayısının hikâyesinin aynı zamanda benim de hikâyem olduğunu söylüyor. Bir ayıya söz geçirip boyun eğdirmek için onun en hassas yerini kesmek gerektiğinden, burnunun her iki deliğine, sonra burun kemiğine ve en nihayet iki kulağına da geçirilen halkayı, kendini parçalamak ve kan içinde kalıp acı içinde kıvranmak pahasına koparıp çıkaran İlyas Peygamber'in başına gelenleri az çok ben de yaşadım. Görüyorsunuz ya, bir sirkte boyun eğmenin de boyun eğmemenin de sonunda sizi hep acı bekler.

Ama elbette siz yaşamaktan çok daha fazla önem verdiğiniz o hayat mücadelenizde bunları düşünemezsiniz. Siz aksine hayvanların gösterilerdeki o numaraları sergilemekten hoşlandığına inanmak istersiniz. Hayvanların pamuklara sarınıp bakıldığına, sevildiğine, el bebek gül bebek tutulduklarına, eğiticilerini sevdiklerine ve bütün bu şovu da bu sevgiden ötürü yaptıklarına inanmak istersiniz. Ah sizler ve adına inanç dediğiniz yanılgılarınız! Eğer bir sirkte sahnenin arkasında dönenleri bilseniz, o gün yeryüzünden hayvan gösterileri silinir. Ama bir ayıdan beklenen, acılarıyla gözyaşlarınızı akıtması değil, palyaçoluklarıyla sizi güldürmesidir.

Terbiyecisiyle hayvanlar arasında gönül bağı vardır. İçinizden buna inanıyorsunuz değil mi? Güldürmeyin beni. Buna ancak bu tür rezillikleri örtbas etmenin modern çağdaki ustaları olan gazeteciler inanır. Zaten dün yaşanan olayı da aynı el çabukluğuyla o gazeteciler şöyle haber yapmadı mı: "Sirkte dehşet anları! Sirkte gösteri yapan ayı, terbiyecisine saldırdı." Evet, o ayı benim, ama o terbiyesiz terbiyecimle aramdaki bildiğim yegâne gönül bağı, ucu demir kakmalı sağlam bir sopadır.

Gelin eğri oturup doğru konuşalım. Hayvanları eğitme sanatı dediğiniz şey, bizim yüreklerimize korku aşılama ve ruhumuzun direncini kırma sanatıdır. Sirklerin toplama kamplarından veya başka hapishanelerden hiçbir farkı yoktur. Pardon, elbette bir fark vardır. Bir kürek mahkûmunun bile bir gün acılarının biteceğine dair bir umudu ve tahliye veya af beklentisi bulunur. Oysa biz gösteri dünyasındaki hayvanlara böyle bir umut çok görülür. Sirkteki benim gibi bir ayının tek hayali bir an evvel ölmek ve içinde bir tane bile insanın olmadığı ayı cennetine gitmektir. Sakın bir ayı cenneti yok demeyin. İnsanoğlunun olmadığı her yer neticede bir ayı için cennettir.

Beyanıma burada son verirken bir kez daha size soruyorum. Bir ayının sirkte ne işi var? Ben neden gösteri yapıyorum? Ve hepsinden önemlisi, siz kim oluyorsunuz da beni terbiye etmeye kalkıyorsunuz? Nereden biliyorsunuz benim ayı görgüsünden bîhaber olduğumu? Mecbur muyum kardeşim ben bisiklete binmeye, top peşinde koşmaya ve el arabasıyla bir şeyler taşımaya! Bir ayının içinden insan çıkarmak yerine kendi içinizdeki ayıyı evcilleştirip bütün dünyaya bir huzur versenize!

Pişman değilim ve size bir Rus atasözünü hatırlatırım: "Ayıyı dansa kaldırırsan, dansın ne zaman biteceğine ayı karar verir."

Ben Ayı Spartaküs, artık dans etmek istemiyorum. Çok istiyorsanız siz devam edin ama bizsiz.